Bizim olan o sokaktan eser kalmamış. Ne o büyüdüğüm ev ne de gölgesinde saklandığımız ağaç. Sırtına yüz koyup saklambaç oynadığımız daireler de kalmamış. O sakallı, göğsündeki kılları gömleğinin arasından hep dışarı fırlayan amca da yok artık. Ne o çocuk kavgalarımız ne de saf kahkahalarımız kalmamış. Geçen zaman öyle güzel alıyor ki bizden her şeyi... Özel duyacağımız şeyleri mi alıyor yoksa onun aldığı şeylere karşı mı özlem duyuyoruz biraz düşündürüyor. Ama ne fark eder ki? Özlemin kaynağını bulsan ne bulmasan ne!
Sokaklarında dönüp durduğumuz, birbirimizi kovaladığımız, kavga ederken düştüğümüz ama düştüğümüz zaman da kavga ettiğimiz kişi tarafından kaldırıldığımız, kavgaların bile temiz olduğu o çocukluk, o zamanlar şimdi sadece birer hatıra olarak kalıyor. Bu muymuş büyümek? Özlem dolmak, saflığını yitirmek ve dünyaya daha bir dar pencereden bakmak mıymış?
Müşteri hizmetleri hakkındaki iki önemli gerçeği içtenlikle benimsemişti:
. Bir şirket bir müşteriyi mutsuz ettiğinde o müşteri bir veya iki arkadaşına bahsetmekle kalmaz... kötü deneyimini çok ama çok daha fazla sayıda insanla paylaşır.
. En iyi müşteri hizmeti, aslında hiçbir şekilde müşteri hizmeti olmamasıdır; çünkü müşteri açısından en iyi alışveriş deneyimi, yardım istemek zorunda kalmadığında gerçekleşir.