"Hayır, değil. Gerçi kadınlar en tamamlanmış, en kusursuz yaratıklardır, gülümsemeleri ise en kusursuz halleridir. Kadın gulümsemesi kusursuzluğun ifadesidir adeta. Hareket eden ne varsa çarpıktır, duran ne varsa gülümser. Ancak kusursuzun kusurlu tasvirinden daha gülünç olan bir şey yoktur ve ben bu kadının gülümsemesini doğru şekilde resmetmeyi bir türlu başaramıyorum. Her gülümseme bir bilmecedir, sadece kendi içinde değil, her bağlamda. Ne var ki ben bu bilmecenin çözümünü bilmiyorum. Kadının neye gülümsediğini bilmiyorum. Burada müzisyenlerle ve soytarılarla karşılaşmak sizi şaşırtmıştır, efendim. Bu kadının bu insanların müziğine ve dansına gülümseyebileceği hayaline kendimi kaptırdım. Onlara, tabloyu eğlendirme ve benim yaratmayı başaramadığım etkiyı yaratma görevini verdim diyebiliriz. Çünkü resmin ifadesini anlamsız buluyorum. Gerçek, hatta en sıradan bir kadının gülümsemesi, en büyük ressamın onu resmetme çabalarından bile daha kusursuzdur. Sanatsal alanda kusursuzluk yoktur belki de. Muhakkak yoktur. Sadece hakiki olan kusursuzdur." Ardından ekledi: "Bu resimdeki kadın hakikat olmadığı sürece, gerçek anlamda gülümsemeyecektir."
Bir gün misafirhane'nin içinde hayatın anlamını aramaya karar veren iki kişinin hikayesini anlatır. Ancak yola çıktıkları anda adam bir koridora sapar, kadın ise ötekine. O andan itibaren ikisi bir daha birbirlerine kavuşamadan koridorlarda amaçsızca dolaşmaya başlarlar..."
Jason, "Bu da bize hayatın anlamını bulmanın imkansız olduğunu anlatıyor," diye bitirdi.
"Veya kimsenin tek başına arayarak ona ulaşamayacağını..." diye belirtti Rick.
Çünkü aşırı üzüntü gelişmeyi ya da eğlenmeyi ve hatta günlük işlerini yapmanı engeller ki, günlük işlerini yapmayın hiç kimse topluma uygun biri olmaz.
Her kitabı biliyordu, dün basılanı da, iki yüz yıl önce basılanı da; bir anda basım yerini, yazarını, fiyatını, yeni ya da eski baskılarını sayıyordu; her kitabı ister eline almış olsun ister uzaktan rafta ya da kütüphanede bir kez görmüş olsun tüm ayrıntılarını kusursuz hatırlıyordu; cildini, resimlerini, tıpkıbasımların hepsini; nasıl ki yaratıcı bir sanatçı, eserinde başkalarının göremediği, anlayamadığı şeyleri görür ve anlarsa, o da bir sanatçının gözüne ve yaratıcı birinin dehasına sahipti.