Rumeysa

-Biz ölüler canlıların üstüne uzanırız. Üşümüyorsun ya? -Üşümüyorum. - İyi misin? -Ölüyorum. - Uyan ve bağır. Uyan ve bağır. Gidiyorum ben...
Reklam
Bir düşün: İnsana onlarca, yüzlerce yıl merhamet, sağduyu ve mantık öğretip, onu bilinçlendirdim diyemezsin, her şeyin bir bedeli var. En önemlisi de bilinç. İnsanlar acımasızlaşabilir, hassasiyetlerini yitirebilir, kan, gözyaşı ve acı görmeye alışabilirler, tıpkı kasaplar, ya da bazı doktorlar ya da askerler gibi; ama hakikati bir kere öğrendikten sonra ondan vazgeçmek nasıl mümkün olabilir? Benim fikrime göre bu imkânsız. Çocukluktan beri bana hayvanlara eziyet etmememi, merhametli olmamı öğrettiler; okuduğum bü-tün kitaplar da bunu öğretti ve sizin kahrolası savaşınızdan zarar görenlere öyle acıyorum ki canım yanıyor. Ama işte zaman geçiyor ve tüm bu ölümlere, acılara ve kana alışmaya başlıyorum; gündelik hayatta da daha duyarsız, daha tepkisiz olduğumu ve yalnızca en kuvvetli itkilere cevap verebildiğimi hissediyorum, ama savaş gerçeğinin kendisine alışamıyorum, esasen akılsızca olan bu şeyi anlamayı ve açıklamayı aklım reddediyor. Bir milyon insan bir yerde toplanıp edimlerine haklılık kazandırmaya çalışarak birbirini öldürüyor ve hepsi eşit derecede hasta ve hepsi eşit derecede mutsuz. Delilik değil de nedir bu?
Çünkü bizi anlayanlar içimizde ki bir şeye de egemen olurlar.
Eski Ahit'in en büyük trajedisinin, insanın Cennet Bahçesi'nden sürgün edilmesi değil, Babil Kulesi'nin yıkılması olduğu sıklıkla tartışılır. Çünkü Adem ve Havva gözden düşmüş olsalar da meleklerin dilini anlayıp konuşabiliyorlarmış. Fakat insanlar aşırı kibirlenerek cennete giden bir yol inşa etmeye karar verdiklerinde, Tanrı idraklerini allak bullak etmiş. Onları gruplara bölmüş, kafalarını karıştırmış ve dünyanın farklı yerlerine dağıtmış.
Orijinal ibranice metinde yılanın Havva'yı yemeye ikna ettiği yasak meyvenin türü hiçbir zaman belirtilmemiştir. Fakat Latincede malum 'kötü' demektir, mālum ise 'elma' demektir."
Reklam