Gaslight etkisinin insanın ruhunu gerçekten de tükettiğini söyleyebilirim. Belki de en kötü an, en iyi ve en gerçek olduğunu düşündüğünüz halinizden ne kadar uzaklaştığınızı fark ettiğiniz andır. Özgüveninizi, öz saygınızı, bakış açınızı ve cesaretinizi kaybetmişsinizdir. En kötüsü de neşenizi kaybetmişsinizdir
Uğultulu Tepeler, Earnshaw ve Linton aileleri arasında geçen aşk, intikam, nefret ilişkilerini konu alan bir kitap.
Kitapta öncelikle insanların hor görülmesinin, oldukları gibi kabul edilmemelerinin, eksik yönlerinin bir alay konusu haline getirilmesinin onlar üzerindeki olumsuz etkilerini çarpıcı bir şekilde görüyoruz. Konu ilerlerken birkaç karakterde de aynı aşağılanmanın oluşturduğu yıkıcı etkilerin olması yazarın üzerinde durmak istediği ilk konunun bu olduğu izlenimini uyandırdı bende.Hal böyleyken, olayların başında bu karakterler için hem acıma hem öfke duyuyorsunuz.
Kitapta karakterlerin bir kişiye hem öfke, hem sevgi beslediğine şahitlik etmek; bir yandan sevdiklerini acımasızca yaralarken diğer yandan karşı koyulamaz bir aşkla bağlandıklarını görmek beni zaman zaman yordu.
Kadın karakterlerin güçlü gösterilmeye çalışılmasına rağmen duygularına yenilip hep affedici ve kafası karışık halde betimlendiğini düşünüyorum. Özellikle Küçük Catherine için kibirli sıfatı pek çok kez kullanılmış, bana kalırsa bu yönünden ziyade merhametli tarafı daha baskındı.
Anlamlandıramadığım bir nokta da Heathcliff karakterinin Linton ve Earnshaw ailelerine bile isteye ve planlı bir şekilde yaşattığı tüm acılara rağmen olması gereken tepkiyi almaması oldu. Yaptıkları tamamen saf kötülük olarak yansıtılırken, sona doğru karakterin içinde iyi bir kısım olduğu algısı verilmeye çalışıldı bence. Ama bu iyi kısmı kitap boyunca hiç hissetmedim.
Olay örgüsü bence sürükleyiciydi. Olayın geriye dönüş (flashback) şeklinde anlatılması güzel bir tat vermişti.