Eğer zevklerimiz incelmiş, biraz mürekkep yalamış kimselersek, önümüze çıkan bir edebiyat eserini daha şöyle bir karıştırmakla, kendi ölçülerimize göre değerlendirebiliriz. Bir hikâyenin ilk cümlesinden, bir şiirin ilk mısraından, bir romanın başındaki bir iki pasajdan, bu eserlerin “iyi” veya “kötü” olduğu hususunda kendimize göre bir yargıya varabiliriz. Bu ilk yargımız kimi zaman bizi yanıltsa da, genellikle yanılma payı oldukça azdır.
Kötü yazar, kötü edebiyat eğitiminden geçmiş yazar, kafasında açıklığa kavuşmamış bulanık fikir kırıntılarını lâf salatasıyla boğuntuya getirerek bize yutturmaya kalkışır.
“Yazar çağının adamıdır. Her söylediği, her söylemediği sözü çağının yankısı olur. Flaubert’i ve Goncourt’u Komün hareketinden sonraki zorbalığa karşı koyan bir tek satır yazmamış olmaktan sorumlu tutuyoruz. Bu onların işi değildi denebilir. Calas davası Voltaire’in işi miydi?.. Dreyfus davası Zola’nın işi miydi? Kongo’nun yönetimi Gide’in işi miydi?”[1]
Gel yanıma otur dinle/n
Ürkütme nergiz çiçeklerini
Bunca hengamenin içinde zar zor boy verdi .
Ne güzel bir kokusu var masumiyeti andıran
Boynunu bükmesine bakma o tabiatından.
Gel yanıma otur dinle/n
Bak ne güzel akıyor nehir
Menderesler çiziyor bir ressam edasıyla
Bilmiyorum denize kavuşur mu?
Yoksa vuslatına ermeden kurur mu?
Gel yanıma otur dinle/n
Bak karşıda duran çehreye
Yüzündeki çizgilerde, hüzün hüküm sürmekte
Görüyor musun ?
Tebessümü ile öldürüyor umutsuzluğu
Sahi sende görebiliyor musun ?
Yoksa hayal mi bu anlattıklarım .
Gel yanıma otur dinle/n
Sende el salla turnalara
Sevdikleri için ölür onlar
Ölesiyedir aşk ve sevdaları
Sadakat timsali uçun turnalar
Bazen bir çiçekten ,
Bazen bir nehirden,
Bazen bir çehreden,
Bazen de kuşlardan öğrenirsin bir çok şeyi
Eger öğrenmekse muradın
Gel otur yanıma dinle/n
Sahi hosgeldiniz,
İsminizi bahşeder misiniz ?
31.01.2023 Servet AŞCIOĞLU