Onuru, haysiyeti, şerefi için yaşadığını söyleyen insanlar döneminden, kariyeri için yaşayan insanlar çağına geldik. Kariyerin hayâyla, onurla, haysiyetle kurduğu bir bağ yoktur. Kariyer için çıkılacak bir yukarı vardır. Altta kalanın ne olduğunun, nefes alıp alamadığının, canının çıkıp çıkmadığının hiçbir önemi yoktur.
Çevrenize bir bakın, hayâyı öğütleyen insanlar görebilecek misiniz? Ar etmeyi, edepli olmayı, utanmayı tavsiye eden kimseye rastladınız mı hiç? Hayır, rastlayamazsınız. Çünkü zihinlerimiz Batılı bakış açısıyla kodlanmış halde. Artık hepimiz birbirimizin kurduyuz. İnsan insanın yurduydu oysa bizde, dostuydu, sırdaşıydı. Dedelerimiz ve ninelerimiz, ahiretten bahsederken cennet herkese yetecek kadar büyüktür diye anlatırlardı. Cennet kavgasına düşmeyin demekti bu biraz da. Tek bir yarış vardı. O da hayırlı işler yapma hususunda olması gereken bir yarış. Yarış değişti. Çünkü öğretiler değişti. Öğretilerin değişmesi öğütleri de değiştirdi. “Senin ondan neyin eksik? Sen her şeyin en iyisine layıksın” diyen ana babalar var artık. Cahit Koytak, “Şiirin Faydaları” isimli şiirinde ironik bir dille ne güzel anlatır modern insanın kulağına fısıldanan sözleri: “Ermiş değilsen, ermiş değilsen/Yanına kadınları al, köçekleri al,/Çalgıcıları topla başına!/Kral sen değilsen, olmasın başkası da!”
Az ama öz olan helal rızık yerine haram da olsa varlığın/varsıllığın alkışlandığı, toplumsal gelişim yerine kişisel gelişimin önemsendiği, dostluk yerine husumete neden olan rekabetin cilalandığı bir toplumda hayânın hayatımızda yer alması mümkün müdür?
Eyyüp Akyüz / Yolcu Dergisi, 104