Türk Medeni Kanunu'na göre boşanan kadının yeniden evlenebilmesi için kararın kesinleşmesinden itibaren üç yüz gün geçmesi gerekmektedir. Buradaki amaç kadının hamile olması ihtimaline karşı doğacak çocuğu korumaktır. Eğer kadın bu süreyi beklemek istemiyorsa dava açıp hamile olmadığını belgeleyeceği raporla bu süreyi beklemeden de evlenebilir.
Derinlik... Merak edilen soruların cevabı... Travmaların sebebi... Yılgınlık... İntihar... Değersizlik... sevgisizlik... Çaresizlik... Ve Sir Arthur...
Derinlik'i okudugunuzda Hiçlik ya da Herşey kitabını daha iyi anlıyorsunuz. Genç Kadının çocukluğu, ailesi, ablası, okulu, yaşantısı... Bilinçaltına itilen geçmişin izleri bir yanardağ gibi patlıyor. Hector'un öldüğüne inanamayip kaybolduğu ile avunan Genç Kadın Sir Arthur'un gerçekleri söylemesiyle, intihar ederek kendinden vazgeçiyor. Kendini belki de o an çok çaresiz, çok zavallı, çok güçsüz hissetti. Sir Arthur'un kadını ölümden kurtarması ve hastanede yaşadığı süreçten sonra kadın yeniden yaşamaya tutunuyor. Adem 1, Adem 2, Adem 3...'ün kim olduğunu bu kitaptan öğreniyorsunuz. Kadının yaşadığı psikolojik sıkıntıların sebebini bu kitabı okuyunca anlıyorsunuz. Görmezden geldiğimiz anne baba-aile- sevgisinin aslında hayatınızın en önemli yapı taşı olduğunu, gösterilmeyen sevgi ve ilginin kişinin hayatını nasıl alt üst edebileceğini anliyorsunuz.
Sir Arthur'a teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Tılsımlı bir dokunuşu oldu bence Genç Kadının hayatına. Yeniden doğmayi seçti kadın, yaşamanın güzelliğini gördü.
Dilerim hepimizin hayatına dokunan eller bizi güzelliklere götürür.
Hiçlik ya da Herşey...
Ah bu tükenmişlik sendromu...
Ah bu yalnızlık hissi...
Ah bu toplumsal baskının acımasızlığı...
Ah bir de olmazsa olmaz kadının kadına olan düşmanlığı...
Erkeklerin kendilerini dev aynada görmesini, kadını sadece cinsel obje olarak nitelendirmesini es geçmek olur mu hiç?
Birşey sormak istiyorum: Kadınlara biraz şefkat göstermek çok mu zor? Kendi icinde yaraları olan bir kadını iyileştirmek için kırk takla mı atmak gerekiyor? Ya bu kadınlarin birbirlerine olan düşmanlığına ne demeli? Bu sorular karşısında akıl tutulması yaşıyorum.
Kitaba ilk basladigimda -eyvah- dedim. Bitmez bu kitap. Yalan yok uzun betimlemeler okurken çok sıkılıyorum. Gözlerimin fal taşı gibi açıldığı yer Zilli Türkan' ın Genç Kadın'ın ağzına zorla poğaça teptigi satırlardır. Dikkatim uyanınca kitap beni etkisi altına almaya başladı. Ademlere ister istemez düşman oldum. İcimden küfürler savurdum. Kedilerden çok hoslanmasamda Hector'u çok merak ettim. Kitabın sonuna varana kadar inşallah ölmemiştir dedim. Acı son üzdü.
Kaybedilenleri Bulma Ofisi'ni duyunca çok güldüm. Sir Arthur'u başta para peşinde olan biri olarak düşünsem de yazar beni yanılttı. İnsanların kayıplarının peşine düşerken aslında onları toparlamaya ve iyileştirmeye çalışan, mutlu etmeye uğraşan biri oldugunu anladığımda çok sevdim.
Genc kadının intiharini hiç beklemiyordum, ama kurtulmasına çok sevindim. Keşke Hector ölmemiş olsaydı...
Kitabı okurken sessiz bir ortamda ve ruhunuzun dingin olduğu anda okumanızı tavsiye ederim.