Muhammed Ali Saltan

GÖRMEDİĞİ ÜMMETİNE DUYDUĞU SEVGİ
١٢٦. (وَدِدْتُ أَنَّا قَدْ رَأَيْنَا إِخْوَانَنَا)). 126. "Ben ve ashâbım kardeşlerimizi görmeyi çok isterdik."248 Bu hadîs-i şerîfi Müslüman olduktan sonra Efendimiz'den hiç ayrılmayan Ebû Hüreyre radıyallahu anh rivâyet etmiştir. Bir gün Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem Baki kabristanına geldi. Yanında sahâbileri vardı. Ölülerin, kendilerine verilen selâmı duyduğunu ashâbına göstermek için kabristanda yatanlara şöyle selâm verdi: "Selâm size ey müminler diyarı! İnşallah biz de size katılacağız. Ben ve ashâbım kardeşlerimizi görmeyi çok isterdik." Ashâb-ı kirâm bu söze hayret ettiler ve: "Ya Resûlallah! Biz senin kardeşlerin değil miyiz?" diye sordular. Fahr-i Kâinât Efendimiz onlara şöyle buyurdu: "Siz benim ashâbımsınız. Kardeşlerimiz ise dünyaya henüz gelmemiş kimselerdir." Bu defa sahâbîler daha çok meraklandılar. "Ey Allah'ın Elçisi! Ümmetinden henüz dünyaya gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın?” diye sordular. Sevgili Efendimiz bu soruya bir soruyla cevap verdi: "Söyleyin bakalım! Bir adamın alnı ak ve ayakları sekili bir atı olsa, Yağız ve doru atlardan meydana gelen bir sürü içinde kendi atını tanımaz mı?" Ashâb-ı güzîn efendilerimiz: "Evet, tanır ey Allah'ın Resûlü" dediler. İşte o zaman Fahr-i Alem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Sayfa 276·Kitabı okudu
Reklam
“SENİ NASIL KURTARDIM!"
١٢١. (كَيْفَ رَأيْتِنِي أَنْقَذْتُكِ مِنَ الرَّجُلِ؟)). 121. "Gördün mü bak, Seni adamın elinden nasıl kurtardım."238 Bu hadîs-i şerîfi Efendimiz'in kendisine dua ettiği çocuk sahâbilerden Nu' mân ibni Beşîr radıyallahu anh rivâyet etmiştir. Bir gün Ebû Bekir radıyallahu anh Efendimizin evine geldi ve görüşmek için izin istedi. O sırada Âişe annemizin Resûl-i Ekrem'e yüksek sesle çıkıştığını duydu. Buna hem üzüldü hem de kızına son derece kızdı. İçeri girer girmez: "Ey Ümmü Rûmân'ın kızı! Sen Allah'ın Resûlü ile böyle mi konuşuyorsun?" diye Hz. Âişe'nin üstüne yürüdü ve ona vurmak üzere elini kaldırdı. "Ümmü Rûmân'ın kızı" diye annesine nispet ederek çıkışması ona çok kızdığını gosteriyordu. "Seni bir daha böyle görmeyeyim" diye söylendi. O melek huylu insan, kızının durumuna çok üzülmüştü. Canından çok sevdiği peygamberine kendi kızı nasıl böyle davranabilirdi! Durumun daha kötüye gitmemesi için sevgili Efendimiz baba ile kızın arasına girdi. Hz. Ebû Bekir'in Aişe radıyallahu anhâya vurmasına engel oldu. Ebû Bekir radıyallahu anh orada daha fazla duramadı. Kızının böyle bir şey yapmasını aklı bir türlü almıyordu. Öfkeli bir hâlde çıkıp gitti. Efendimiz aleyhisselâm gülerek Âişe annemize: "Gördün mü bak, Seni adamın elinden nasıl kurtardım" diye takıldı. Ebû Bekir radıyallahu anh Resûl-i Ekrem Efendimiz'in evine bir süre uğramadı.
Sayfa 262·Kitabı okudu
TOPRAĞA BULANMIŞ ADAM
١٢٠ . (قُمْ أبَا تُرَابِ، قُمْ أبَا تُرَابٍ». 120. "Kalk, Ebû Türâb! Kalk, Ebû Türâb.'237 Bu hadîs-i şerîfi Medine'de en son vefat eden sahâbî Sehl ibni Sa'd es-Sâidi radıyallahu anh rivâyet etmiştir. Bir gün Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, kızı Hz. Fâtıma'ya uğradı. Evde Hz. Ali'yi göremeyince: "Amcanın oğlu nerede?" diye sordu. Hz. Fâtıma da aralarında küçük bir anlaşmazlık çıktığını, Onun kendisine kızdığı için öğle uykusuna yatmayıp gittiğini söyledi. Hz. Ali'nin Mescid-i Nebevi'de uyuduğunu öğrenen İki Cihân Güneşi Efendimiz onun yanına gitti. Hz. Ali toprağın üzerinde yatarken hırkası açılmış, vücudu toprağa bulanmıştı. Bunu gören sevgili Efendimiz mübarek eliyle Hz. Ali'nin üzerindeki toprakları temizlemeye başladı. Bir yandan da ona: 'Toprağa bulanmış adam' anlamında: "Kalk, Ebû Türâb! Kalk, Ebû Türâb!" diye seslendi. Resûl-i Ekrem ona Ebû Türâb dediği için, Hz. Ali kendisine "Ebû Türâb" diye hitap edilmesinden pek hoşlanırdı. 237. Buhâri Salât 58, nr. 441; Müslim, Fezâilü's-sahâbe 38, nr. 2409.
Sayfa 261·Kitabı okudu
NASIL YARIŞTILAR?
١١٤. «هَذِهِ بِتِلْكَ السَّبْقَةِ)). 114. "Bu, vaktiyle beni geçtiğin koşuya bir karşılıktır."222 Bu hadîs-i şerîfi Âişe radıyallahu anhâ annemiz rivâyet etmiştir. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ashâbıyla bir sefere gidiyordu. Sefere giderken hanımlarından birini yanına alırdı. Bu defa yanında Âişe radıyallahu anhâ vardı. Nebîler Sultânı Efendimiz ashâbına ileri doğru yürümelerini söyledi. Geride sadece ikisi kaldı. Efendimiz, Âişe annemize: "Haydi yarışalım!" buyurdu. O zamanlar Aişe radıyallahu anhâ genç ve hareketliydi. Bu teklifi sevinçle kabul etti. Yarıştılar ve yarışı o kazandı. Aradan yıllar geçti. Efendimiz yine bir sefere gidiyordu. Yine Hz. Âişe ile beraberdi. Yalnız bu defa annemiz biraz kilo almıştı. Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellemin teklifi üzerine yine yarıştılar. Koşuyu İki Cihân Güneşi Efendimiz kazandı. Ve gülerek Âişe annemize: "Bu koşu, Vaktiyle beni geçtiğin koşuya bir karşılıktır" buyurdu. Allah'ın Resûlü her zaman ölçülü yediği için kilo almamıştı. İki Cihân Güneşi Efendimiz hanımlarının yanında hem güler hem de onları güldürürdü. O gece hangi hanımının yanında kalacaksa diğer hanımları akşamleyin o evde toplanırdı. Birlikte konuşur, sohbet eder, hoşça vakit geçirirlerdi. Bu Sünnet ihyâ Edilmeli Aziz kardeşlerim! Efendimiz'in sünnetlerini ihya etmek görevimizdir. Bugün evlerde yeniden canlandırmamız gereken en önemli sünnetlerden biri budur. Namazları ailece cemaatle kılmalıyız. Haftanın belli günlerinde ailemizle bir araya gelip dinî kitaplar, Özellikle de hadis kitapları okumalıyız. Okunan konular üzerinde sohbet etmeliyiz.
Sayfa 251·Kitabı okudu
ZÂHİR İBNİ HARÂM'A YAPTIĞI ŞAKA
١١٣ . «مَنْ يَشْتَرِي هَذَا الْعَبْدَ؟)». 113. "Bu köleyi kim satın almak ister?"220 Bu hadîs-i şerîfi en çok hadis nakleden yedi kişiden biri olan Enes ibni Mâlik radıyallahu anh rivâyet etmiştir. Zâhir ibni Harâm radıyallahu anh çölde yaşar, çiftçilik yapardı. Medine'ye geldikçe Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemi ziyaret eder, yetiştirdiği sebzeleri, köyden getirdiği yağı ve balı ona hediye ederdi. Köyüne döneceği zaman da Peygamber Efendimiz onun hediyesine hediyeyle karşılık verir, onun çölde bulunmayan bazı ihtiyaçlarını temin ederdi. Ayrıca ona iltifat ederek: "Zâhir bizim köylümüz, biz de onun şehirlisiyiz" buyururdu. Yüzü çirkince olmasına rağmen sevgili Efendimiz onu çok severdi. Çünkü Allah'ın Resûlü yüze değil, öze bakardı. Zâhir bir gün çölden getirdiği ürünleri Medine pazarında satıyordu. Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellem arkasından yaklaşıp onu kucakladı ve elleriyle gözlerini kapattı. Zâhir, kendisini kimin kucakladığını görmediği için, Birinin ona bu kadar samimi davranmasını yadırgadı: "Kim o yahu? Bırak beni!" diye çırpınmaya başladı. Göz ucuyla bakıp da Peygamber Efendimiz'i fark edince sırtını onun mübarek göğsüne iyice yapıştırdı. Ve nâil olduğu bu saâdetin tadını çıkarmaya çalıştı. Gönüller Sultanı Efendimiz şakasına devam ederek oradakilere: "Bu köleyi kim satın almak ister?" diye sordu. Zâhir radıyallahu anh da nüktedandı: "Yà Resûlallah!" dedi. "Çirkin olduğum için kimse bana para vermez. Bu satıştan sen zararlı çıkarsın!" Peygamber Efendimiz onun nüktesini beğendi ve șu cevabı verdi: "Zâhir! İnsanlar senin kıymetini bilmeseler bile, Sen Allah katında kıymetlisin. Asla değersiz değilsin."
Sayfa 249·Kitabı okudu