ÜÇ KAĞITÇI OLDUĞUNU KABUL EDEN BANKER ( GÜZEL BİR AÇIKLAMA BULMUŞ )
Ben bir materyalistim diye düşündüm. Sadece, yaşadığım bir tek şu hayatım var.
Görüp göreceğim her şeye sevinmek, eğlenip dağıtmak varken neden kendimi toplumu bilinçlendirme çalışmalarıyla, sosyal eşitsizliklerle ve diğer hikayelerle harap edeyim?
İnsanın tek hayatı varsa sonsuz hayata inanmıyorsa, doğadan başka bir yasa kabul etmiyorsa, devlete doğal olmadığı için karşı çıkıyorsa, aileye doğal olmadığı için paraya doğal olmadığı için karşıysa bütün o toplumsal saplantılara karşıysa neden başkaları için özverili olmayı savunsun başkaları ve kendini başkaları için feda etsin ki, yahu, hem zaten özverili olmak kendini feda etmek doğal şeyler değil ki!
Evet, evlenmek için, Portekizli olmak için, zengin ya da fakir olmak için doğmadığını gösteren o mantık, o aynı mantık; en az bir o kadar, dayanışmacı olmak için de doğmadığımızı söyledi bana.
Yalnız ve yalnız kendisi olmak için, özverili ve dayanışmacılığın tersi olmak için doğduğunu söyledi, kısacası.
Düşün dedim kendi kendime, hayata başlarken insan ırkına dahil olmakla, diğer insanlarla dayanışma vazifesine de sahip oluyorsun.
Ama “Vazife” doğal mı? Bu görev fikri beni, benim mutluluğumu, benim rahatımı, benim yaşam içgüdümü ve diğer doğal içgüdülerimi tehlikeye atmakla görevlendiriyorsa, bu fikrin gerçekleştirilmesinin üzerimizde aynı etkiyi yapan herhangi bir toplumsal saplantıdan bir farkı var mı?
Kendimi hür toplum davasına ve insanlığın gelecekteki mutluluğuna adarsam, bana benim işime yarayan- ya da doğal- hangi bedel ödenecek?
Bir tek vazifemi yapmış olmak bilinci.
Ve bunun işe yarar bir bedelle, herhangi bir eğlenceyle filan alakası yok.
Derken, insanın kendi kaderiyle ilgilenmesinden daha fazla anlamına gelen bir vazifenin varlığını