Konuşmak, "geçici bir ölümsüzlük" peşinde boşu boşuna koşmaktır. "Ben varım" çığlığıdır bu. Sessizlik, zamanla ve sonsuzlukla olan ilişkimizin bilincidir. Aynı zamanda hem sonzuzluktur, hem de bir toz zerreciği. Sessizlik çok boyutlu, çok duyumludur.
Geri sarıp bulmaya çalıştım bakışımı, onun bakışını, nasıldı sahi, ne anlatıyorduk birbirimize, ben ona yeterince diyebilmiş miydim mesela, seni seviyorum, hep seveceğim, onun söylediği benim anladığım mıydı, sitem var mıydı, yoktu galiba, var mıydı yoksa, ah insan zihni nasıl da kaydedemiyor aslında hiçbir şeyi olduğu gibi, çünkü sonradan ekliyorsun kendi bakışını onunkine, sonraki bakış diye bir şey de var aslında, hiçbir bakış son olarak kalmıyor, kendi son bakışının üstüne ister istemez yenisinin gölgesi düşüyor.
Tanrı yanlışlık falan yapmaz, onun bilgisi olmadan biz kimiz ki kafamız karışsın, kafa karışıklığımız bile Tanrı'nın işi değil demek hangimizin haddine?