Yaşanan şeylerin yaşadıkları andaki sersemletici gerçekliği ile yaşanmış olanın yıllar sonra büründüğü tuhaf gerçekdışılık arasındaki uçurumu keşfetmek.
Zaman üzerimden akıp gidiyor. Bir anda kırk dokuz oldum. Günler kısaldı. Her gece yatakta saatin tik taklarını dinliyorum. Ve sabah saatin alarmıyla uyandığımda bir gece daha geçmiş oluyor. Bir sonraki geceye kadar, öylece sürüyor. Sevmek beklemek, beklemek ölmek demek. Hızla geçen küçük birimler halinde.
..
Hayat çok tuhaf. Neredeyse ölüm kadar tuhaf. Daha dün on yaşındaydım.
İnsanlar odaklanmaktan korkuyorlar çünkü bir kişiye, bir fikre, bir olaya dikkatini fazla verirlerse kendilerini yitirmekten endişeleniyorlar. Benlikleri ne kadar zayıfsa, benliklerinin dışında bir şeye odaklanma edimi içinde kendilerini kaybetme korkuları da o kadar büyük oluyor.
Odaklanmaktan korkmalarının başka bir nedeni daha var; odaklanmanın çok zahmetli bir iş olduğunu çabucak yorulacaklarını düşünüyorlar. Aslında bunun tam tersi doğrudur; odaklanma eksikliği kişiyi yorarken odaklanma canlandırır.
İnsanın dünyadaki konumunun gücü, onun gerçekliği kavrayış derecesine bağlıdır. Ne kadar az kavrıyorsa o kadar kafası karışır ve dolayısıyla kendini güvensiz hissedip sırtına putlara dayayarak güvenceyi onlarda bulur. Gerçekliği ne kadar çok kavrarsa Kendi ayakları üzerinde o kadar sağlam durur ve kendi iç benliğini varoluşunun merkezi kılar.