Schopenhauer şunu açıkça söyler:
• Metafizik = deneyimin anlamının yorumu
• Metafizik ≠ bilim
• Metafizik ≠ kesin bilgi
Onun sistemi:
• Kant’ın sınır bilincini tamamen kabul eder
• Ama şunu ekler:
“Deneyimin ardında tamamen susmak gerekmez; yorumlamak mümkündür.”
Bu yüzden:
• İrade = dogmatik ontoloji değildir
• İrade = deneyimin iç çekirdeğine dair en tutarlı yorumdur
Yani Schopenhauer şunu yapar:
Metafiziği, bilim olma iddiasından bilinçli olarak geri çeker,
ama anlamlandırma olarak olumlar.
Buraya kadar Nietzsche ile aynı hat.
——————
Nietzsche için metafiziği metafizik yapan şey içerik değil, iddiadır.
Metafiziği metafizik yapan nedir?
Nietzsche’ye göre:
1. Evrensellik iddiası
2. Zamansızlık iddiası
3. Son hakikat iddiası
4. Alternatifsizlik
Schopenhauer şunu der:
“İrade, kendinde şeyin en iyi açıklamasıdır.”
Nietzsche bunu asla demez.
Nietzsche şunu der:
“Güç istenci, dünyayı okumanın bir yoludur.”
————
Güç İstenci: Metafizik mi, Anti-Metafizik mi?
Bu soru tam merkezde.
Evet, metafiziğe çok benzer çünkü:
• Evrensel gibi görünür
• Her yerde işler
• Açıklayıcıdır
Ama hayır, klasik metafizik değildir çünkü:
• Nietzsche onu bilerek sistemleştirmez
• Sürekli çelişkili aforizmalarla sunar
• Kendi kavramını bile ironize eder
• Alternatif yorumlara kapıyı açık bırakır
Nietzsche’nin kendisi der ki (özeti):
“Benim öğretilerim gerçek değil; güçlü bakış açılarıdır.”
Yani:
• Güç istenci = ontolojik yasa değil
• Güç istenci = yorumlayıcı ilke
———-
Nietzsche şunun farkındadır:
• İnsan düşüncesi kaçınılmaz olarak “temel ilke” üretir
• Bundan tamamen kaçış yoktur
Bu yüzden yaptığı şey:
• Temel ilkeyi dogma hâline getirmemek
• Onu sürekli yeniden yorumlanabilir tutmak
Bu noktada Nietzsche, Schopenhauer’den daha radikal ama daha güvensizdir.
—————-
Schopenhauer, metafiziği bilim olmaktan çıkarıp yorum olarak kurtarır; Nietzsche ise yorumu bile mutlaklaştırmaktan korktuğu için onu sürekli parçalar.
————
Nietzsche’nin düşüncesi, metafiziğin bastırılamayan köklerinden doğar; fakat o, bu kökü sistem hâline getirmenin kendisinin bir yaşam karşıtlığı olacağını düşündüğü için metafiziği bilinçli olarak tamamlamaz.
Bu yüzden Nietzsche:
• Metafiziğin çocuğudur
• Ama onun “itaatsiz” çocuğudur
—————
Sistem kurmak = yaşamı dondurmak
Nietzsche için:
• Sistem → kapanış
• Kapanış → değerlerin donması
• Donma → yaşamın inkârı
Bu yüzden:
• Aforizma yazar
• Maskeler takar
• Kendi kavramlarını sabit bırakmaz
• “Benim takipçüm olma” der
• “Beni yanlış anlayın” der
Yani evet:
Nietzsche’nin en büyük korkusu, kendi düşüncesinin bile mezar taşı hâline gelmesidir.
———-
Nietzsche şunu fark etti (özellikle 1885–1888 arasında):
• Ne kadar kaçarsa kaçsın,
• Ne kadar “yorum” dese de,
• Ne kadar sistem karşıtı yazsa da,
İnsan zihni anlamı merkezileştirir.
Ve şu oldu:
• “Güç istenci” → merkez oldu
• “Ebedî dönüş” → merkez oldu
• “Üstinsan” → merkez oldu
Yani Nietzsche’nin kendi silahları, ona rağmen sistemleşti.
—Lanet olsun, yine bir temel ilke çıktı.—
Bu, Heidegger’in “kader” dediği şeydir:
Metafizik, bireysel niyetlerden bağımsız işler.
—————
Kant, aklın nerede susması gerektiğini gösterdi;
Schopenhauer, bu suskunluk alanında dünyanın en tutarlı yorumunu yaptı;
Nietzsche ise, bu yorumların içine ahlâkın nasıl sızıp kendini hakikat gibi dayattığını açığa çıkardı.
———-
Modern felsefede Kant sınırı, Schopenhauer yorumu, Nietzsche ise bu yorumun ahlâkî gizli ajandasını ortaya koyar.