Şule

Şule
@Sadecepiglet
İche iche oldum nietzsche
muhasebeci
İstanbul
17 Ekim
88 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
İyilik adına..
Bize şimşeklerini yolladığı ve bizi ıslattığı zaman doğayı ahlaksızlıkla suçlamıyoruz; o zaman neden zarar veren insanlara ahlaksız diyoruz? Çünkü ilk durumda, gereklilik, ikinci durumda istemin özgür seçimi olduğunu kabul ediyoruz. Ama bu farklılık düşüncesi hatalıdır. Dahası, istenilerek verilen zarar da her durumda ahlak dışı olarak adlandırılamaz: örneğin hiç düşünmeden bir sineği öldürürüz, çünkü sesi bizi rahatsız etmiştir. Kendimizi ve toplumu korumak için, bir suçluyu isteyerek cezalandırıp ona zarar verebiliriz. İlk durumda, birey, kendisini korumak veya rahatını sağlamak için isteyerek zarar vermektedir. İkinci durumda zarar veren devlettir. Tüm ahlak kuralları, meşru savunma için isteyerek zarar vermenin yolunu açarlar, yani yaşamı sürdürme söz konusu olduğunda. Ama bu iki bakış açısı, insanların birbirlerine karşı yaptıkları tüm kötülükleri açıklamaya yeterli. İnsan ya hoşnut kalmak veya hoşnutsuzluktan uzaklaşmak ister. Bu, bir anlamda yaşamı sürdürebilme çabasıdır. Socrates ve Platon haklıydılar: insan ne yaparsa yapsın, iyilik için yapar, yani, zeka seviyesine us yürütme ölçüsüne göre, ona iyi (yararlı) göründüğü biçimde.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sahte mal lazım bu dünyaya, cilalı mal lazım, her yerde !! Her şeyde !!!

Şule

@Sadecepiglet
·
— Çivisi çıkmış diyorsunuz yani bu dünyanın? — Sadist diyorum, gerici diyorum, üstüne düzenbaz, bir de kuş beyinli diyorum... oldum olası sahteye meyilli, tabiatında var... ölüyor bitiyor sahteye!... etiketleri değiştir, partileri değiştir, enlemleri değiştir, fark etmez, netice aynı!... sahte mal lazım bu dünyaya, cilalı mal lazım, her yerde, her şeyde!... misal şu aralar Van Gogh malı götürüyor, niye, millet iyi para getiriyor deyip abanıyor da ondan, hazır “piyasalar” da tıkırında! nerede lan peki o şans yazarlarda! yaşlandıkça kıymete mi biniyor kitaplar!... ama ne anlattım ben size, sinema çıktı, aynı bu yazarlar kıllarını bile kıpırdatmadılar... mülayim adam havalarında, görmemiş, duymamış gibi yaptılar... hani davet olur, masada genç bir kızcağız, zart diye osurur birden, aynı hikâye... ama yetmedi bunlara oralı olmamak, istiflerini bile bozmayıp döktürmeye devam ettiler üstüne, hem de ne döktürdüler be!... iyice incelttiler o “ince üsluplarını”... ahenk kattılar “ahenklerine”... “inci gibi dizdiler” dizelerini... Cizvitlerden kalma o meşhur kadim tarif... içine de bir tutam Anatole France , bir gıdım Voltaire , azıcık René , azıcık da Bourget , oh mis... ama dur, asıl ne kattılar asıl, şöyle kol gibi, bol kepçe ibnelik... kilo kilo dolap entrika... eh “sapına-kadar- Gideci ”, “sapına-kadar- Freudcu ”, “sapınakadar-ispitçi” nasıl olacaksın başka!... ama tabii evvela “cilalı” olacaksın!... cilasız olur mu be?... en yenilikçi sen olacaksın ama geleneklere uyacaksın!... en “angaje” sen olacaksın! akacak böyle paçalarından!... taşaklarına kadar dolacak! üç, dört, beş, altı Partiye birden göz kırpacaksın, bir ona bir buna, maymun edecek’sin milleti!... ama “cila”dan vazgeçmek yok, Saint- Sulpice’in haşmetli Tanrısından vazgeçmek yok!... asla!... sadakat! “formül”
:) “celine“ der susarım….
......yüz seneye oldu bil ! anca dank eder kafalarına... çoktan etti benim, çoktan!... ne geçti peki elime, vurdular damgayı “katilmişim” Fransız diline tecavüz eden serserinin tekiymişim, ibne bile olamadık be, serseriymişiz anca, 1932’den beri hüküm giymeyi bile becerememişiz toplum düzenine muhalefetten!... gidin sorun istediğiniz kitapçıya, dükkanlarında, ne dükkanı be ne dükkanı, depolarında bile bir tanecik Yolculuk nüshası tutmamaya yemin etmişler! kapıya kilit vurmayı yeğliyor adamlar! eh biz de boş durmadık tabii 1932’den bu yana, layıkıyla vurduk dibe, tecavüzcülüğümüz kesmedi, üstüne bir de hain olduk, kesmedi soykırımcı olduk, kesmedi öcü olduk... :) adını bile anmayacaksın benim gibisinin!... ha ama soyup soğana çevirmek serbest tabii! eline sağlık soyanın! dımdızlak bırakacaksın bunun gibisini ortada! ismi var cismi yok, daha hala vızıldanıp duruyor!... ciğeri beş para etmez herif yaşıyor mu ki lan şu dünyada! var oldu mu ki lan hiç!... öldürdüler Denoel’i (1945 yılında vurularak öldürülen, kendi adını taşıyan Dfinoel yayınevinin kurucusu Robert Denoel , başta Celine olmak üzere, sonradan değer kazanacak birçok yazarın eserlerini yayımlamıştır.) , Invalides avlusunda, fazla kitap bastı diye öldürdüler... eh ne oldu, ben de öldüm, onunla birlikte ben de öldüm!... prensipte bildiğin öldüm!... tabii sonra miras kaldım heriflere!... göz göre göre soyup soğana çevirdiler!... şaşacak bir şey yok! kolunu sallasan bunlara çarpar, katil bunlar, kasıla kasıla dolanacaklar tabii etrafta... gördüm de konuşuyorum, gözümle gördüm... tuhaf işler bunlar! hırsız olsalar caka satamazlar böyle... yüzüne bakamaz milletin hırsız dediğin, utanır... cinayet başkadır ama işte, benzemez hırsızlığa, çalımından geçemezsin katilin... kıl payı kaçırdılar ya beni ellerinden, içlerine
Bu hayata yabancı olmak mümkün mü? Eğer ödevim yabancı olmak ise?
Hayat, tadını çıkaracağımız bir armağan değil, canla başla çalışarak yerine getirmemiz gereken bir ödev..

Şule

, bir kitap okudu
Puan vermedi·288 syf.·
22 günde okudu
·
2023 16. kitabı
Henry Miller
7.9/10 · 1.059 okunma