Böyle olduğu hâlde sonradan Müslümanlar’ın bu kadar ehemmiyet vermiş yahud verir gibi görünmüş oldukları Hilâfet hakkında Kur’ân’da hiçbir sarahat bulunmaması, Allah
ve Muhammed nazarında bir Hilâfet meselesi mevcud olmadığına en büyük delil teşkil eder. Çünkü Allah ve Muhammed,
Muhammedîlikte Hilâfet’e bir mevki vermek istemiş olsalardı elbette bunun esâsını müminlere tebliğ edeceklerdi.
Ben de dedim: Rejimi reddetmek ne vazifemizdir, ne de kuvvetimiz var ve ne de düşünüyoruz ve ne de Risale-i Nur izin veriyor.
Fakat biz kabul etmiyoruz, amel etmiyoruz, istemiyoruz.
Kastamonu (RNK) - 266
Buna kıyas olarak Zeyd'i Zeyd ve Amer'i Amr yapan Cenab-ı Hak değildir. Belki Vacib Taâlâ Hz.leri onların her birine vücud vermiştir. İlâhi yaratma mahiyetlerinin hususuyetlerine değil de yalnız vücudlarına taallûk edince artık onların zâti istidatları itibariyle hayır veyahut şerre masdar olmaları hususunda Cenab-ı Hak'kın tesiri olmuyor. Evet kulların iyi veya fena bütün fiilleri Allah'ın yaratması ve iradesi ile hasıl olsa da bu yaratma ve irade onların çalışmasına, teşebbüsüne çalışma ve teşebbüsleri de mahiyetlerindeki zatî istidata dayanmaktadır. Bu süretle cebir şaşkınlığı, ortadan kalkmış olarak Cenab-ı Hak'kın kullarına karşı mükâfat ve ceza muamelesinde zulüm ihtimali de kalmıyor.