Muhammed Ali Ulupınar

Son devirlerde, işte böyle kanlı ve ateşle nefse itimad derslerini pek fazla aldığımızdan memleketin başını ne büyük belälara çarpığımızı gördük. Nefse güvenmek işte böylece delice hareketlere de müsait olur. Bunun yerine Allah'a tevekkül düsturu nazarı itibara alınsaydı haktan ayrılığı kabul etmiyen o kuvvetle yapılacak hareketlerde akla ve hakikate uygunluk gibi ince noktalardan hiçbiri ihmal edilmezdi. Çünkü Allah'a tevekkül etmek hakkını haiz olmak için, ilähi hükümleri nazarı dikkate almak lazım gelir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Risale-i Nur, tarîkat değil hakikattır. Âyât-ı Kur'aniyeden tereşşuh eden bir nurdur. Ne şarkın ulûmundan ve ne de garbın fünunundan alınmış değil. Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın bu zamana mahsus bir i'caz-ı manevîsidir. Menfaat-i şahsiye yoktur. Kastamonu (RNK) - 202
O kâinat-ı sâkit, birden söze başlıyor: "Bizi camid zannetme, ey insan-ı boşboğaz!." Kastamonu (RNK) - 170
"Abdullah Cevdet, bir Fransız'ın «İslâm Dünyası Nasıl Kurtulur?» sorusuna: “-Kur’ân’ı kapa, kadınları aç! şeklinde veciz bir cevap verdiğini iftihar ve takdirle nakletmiştir. O, Kur'ân'ı kapama hedefini, -herşeyiyüzüstü bırakacağının idrâkiyle- ileri bir tarihe erteleyerek kadının açılmasının gerekçelerine İslâm dan destek bulma yolunu seçmiştir. "
Abdullah Cevdet
Şu sözler, O’nun gerçek hüviyetini göstermiyor mu? "Kudüs’te İsevîler ile Muhammedîler arasında bir gürültü koptu. Bir taraf çan çalıyor, diğer taraf minarede bağırıyor. Her iki taraf, dinlerinin büyüklüğünü iddiâ ediyorlar. Bunların hangisinin doğru olduğunu, âh ne kadar bilmek isterdim!.. "