Muhammed Ali Ulupınar

اَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْد۪ى ب۪ى Kulum beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim. Hadîs-i Kudsîsi sırrınca, Cenab-ı Hak kâfirin zan ve itikadını daimî bir azab-ı elîme kalbeder.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Ölüm; zeval, firak, adem kapısı ve zulümat kuyusu olmayıp; ancak Sultan-ı Ezel ve Ebed'in huzuruna girmek için bir medhaldir. Bu beşaretin işaretiyle kalb adem-i mutlak korkusundan, eleminden kurtulur.
Risale-i Nur, anlaşılmazmış. 1000 yıldır kullandığımız, İslam'la hemhal olduğumuza ispat olabilecek bu kelimeleri anlaşılmaz, çetrefilli demek aslî lisanımıza ihanet etmektir. İddaa sahibi iddaasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir misal ver bakalım alıntı olarak nerde anlatım bozukluğu varmış. Yazar bir misal versin. Çamur at izi kalsın mukabilinden iş görüyorsunuz. Başka bir şey yaptığınız yok. Yorum yapınca da silersiz anca korkaklar. Son cümlelerinde iyice zırvalamış. Kur'an Kerim takdir ediyormuş ne alaka ise. Bediüzzaman Said Nursî hazretleri aklının zekâtını verse hepinizi âbâd eder çocuk.

Muvahhid OKur

@MuvahhidOKur
·
Nur Risaleleri’nin dili ağdalı, ağır, çetrefilli, hatta çoğu kez anlaşılmazdır. Hem anlamla, hem de dilbilgisiyle ilgili anlatım bozukluklarıyla doludur... Her ne kadar Kur'an-ı Kerim, "Nur Risaleleri’nin Türkçe olmasını tahsin ve takdir eder"se (?) de; o risaleler, Türkçe bakımından tam bir felâkettir. Bu kadar risaleyi Said Nursî’ye yazdıranın (?) Türkçeyi pek de iyi bilmediği anlaşılmaktadır."
Sayfa 11
Din
Ayrıca Bahîra'nın okuyup yazdığı dil İbrânîce, Kur'ân-ı Kerîm ise fasîh ve açık bir Arapça'dır. Allâh Teâlâ bu tür iddialar hakkında şöyle buyurmaktadır: وَ لَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَ هَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ "Muhakkak biliyoruz ki kâfirler: «Kur'ân'ı Muhammed'e bir insan öğretiyor.» diyorlar. Bu asılsız yakıştırmayı ileri sürerken kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise apaçık bir Arapça'dır." (en-Nahl, 103)
Rahip bahira kıssası
"-Yeğenini hemen memleketine geri götür! Yahûdîlerin O'na zarar vermelerinden sakın! Vallahi yahûdîler onu görüp de tanırlarsa muhakkak öldürmeye kalkarlar. Bu çocuk Araplardandır. Halbuki yahûdîler gelecek peygamberin İsrâîloğulları'ndan olmasını isterler. Sen'in yeğeninin hâl ve şânı çok büyük olacaktır." dedi.