İkinci Dünya Savaşı sonrasında yazılan distopik, alegorik bir kitap olmasının yanı sıra büyük öngörüye sahip, üzerine saatlerce konuşulabilecek inanılmaz bir kitap 1984. 1948’de yazılmış olan bu eseri okurken, tele-ekrandan ürküp ardından Google’da aradığımız şeyin İnstagram’da reklamını görüyor oluşumuz; düşünce suçu polislerinden ürktüğümde ise İnstagram’ın dayatmak istediklerine ters yazılar yazdığınızda kapatılan veya etkileşimi düşürülen hesaplar geldi ve o zamanlar bunu öngörmesi ve kitabı yaşıyor oluşumuz beni hayrete düşürdü.
Hikaye, Üçüncü Dünya Savaşı sonrası üçe bölünen Dünya kıtalarından biri olan Okyanusya’da geçmektedir. Aslında içinde geçen kelimeye hizmet etmeyen hatta tam tersi hareket eden bakanlıklar vardır bu ülkede. Tele-ekranlar aracılığı ile sürekli izlenen insanlar; hiçbir şekilde özeli, duygusu, düşüncesi olmayan makineleşmiş canlılar ve düşüncesi olanların ise ya istedikleri insana dönüştürüldüğü ya da yok edildiği insanlar. Ve kitabın genel konularından biri de Winston ve Julia’nın aşkıdır. Makineleşmenin önündeki en büyük engel, duygulardır zaten bu yüzden ülkede aşk yasaktır. Winston ve Julia’nın aşkı bir başkaldırıdır ve hem bu aşk hem onların anti düşünceleri yok edilmek istenmektedir. İnsanlara zorla bir şeyi yaptırır veya söylettirebilirsin ama düşüncesini değiştirmesini sağlamak zordur yani 2+2=5 dedirtmek kolaydır ama sonucun 5 olduğuna inanması neredeyse imkansızdır zaten kitabın sonu da bununla ilgilidir, hüzünlüdür... Ayrıca, Yeni Söylem Okyanusya’nın resmi dilidir, bu dil egemen ideolojiye hizmet etmektedir ve asıl amacı düşüncelerdir çünkü dil yok edilirse düşünce yok edilir. Zihinleri ele geçirebilmek için yeni söylem kelimeler çıkarılıp düşünceler hapsedilir, eş anlamlı kelimelerin yanı sıra zıt kelimeler dahi