İyi niyetli, saf, güzellik timsali ama aynı zamanda savaşçı bir kadın: Elif.
Hayatın içinde yorulmuş, güveni sarsılmış Canan.
Ve kendi yaralarıyla sessizce mücadele eden Zeynep…
Bu üç kadının yolları, hiç ummadıkları bir anda kesişiyor.
Bir Dilek Üç Yürek, üç farklı hayatın, üç farklı kırılmanın ve üç ayrı yüreğin aynı dilekte nasıl buluşabildiğini anlatıyor.
Çılgın bir fikirle hayatlarına birlikte devam etmeye karar veren Elif, Canan ve Zeynep;
çektikleri tüm sıkıntıları, yaşadıkları bütün acıları birbirlerinin dostluğuyla hafifletmeye çalışıyor.
Bu roman bana şunu hissettirdi:
Kadınlar en çok, anlaşıldıkları yerde güçleniyor.
Bazı yaralar zamandan değil, yanında biri olduğunda iyileşiyor.
Zarif yaşam biçiminin giderek kaybolduğu bir dönemde, yapayalnız ama cesur bir kadının kendini bulma, hayallerini gerçekleştirme ve hayatın zorluklarıyla baş etme öyküsü.
Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et!
Unutma ki şâiri susturmak, ölen cemiyettir.
Gözüme ilişti geçenlerde bir yoksul çocuk;
Sırtında ağır bir küfe, başı önde, pek küçük.
Sorarsın: “Bu yaşta çocuk, ne diye böyle yorgun?”
Sorarsın da dinlemezsin, geçersin… İşte sorgun!
O yük var ya, sanma ki yalnız tahta, demir;
Bir çocuğun omzunda bir milletin vebâli var.
Daha oyuncağı yokken ellerinde o zavallı,
Hayatın bütün yükü bindirilmiş omuzlarına.
Ne okul, ne umut, ne bir yarın düşü kalmış;
Çocukluk dediğin şey, küfenin altında kalmış.
Anası hasta evde, babası yok yahut bitik;
Bu yüzden bu çocuk olmuş evin direği artık.
Bir bakışı var ki sorar: “Ben mi suçluyum buna?”
Cevap veremezsin; bakamazsın yüzüne sonra.
Bu yük onun değil, hayır!
Bu yük senin, benim, hepimizin yükü aslında;
Fakat küfe çocuğun sırtında,
Vicdanlar rahat, yollarında…
Mehmet Âkif Ersoy