Çocuğun ilk yıllardaki davranışlarının baskın nitelikleri diğer insanlarda belirgin bir izlenim oluşturur. Bu izlenim bir defa oluştu mu, insanlar çocuktan hep bu doğrultuda davranmasını beklerler; zamanla zihinlerinde "çocuğun nasıl biri olduğuna dair" sabit ve basit bir imaj oluşur. Aslen sosyal psikoloji menşeli olan kalıpyargı terimi, başkalarının özelliklerini bu şekilde basitleştirme ve sınıflandırma eğilimine istinaden kullanılır.
Insanlar çocuğa dair bir kalıpyargı geliştirdikten sonra artık onu yansız veya nesnel gözle değerlendirmemeye başlarlar; artık çocuğu diğerlerinden ayıran birtakım özellikleri görmeyi bekler hale geldiklerinden bunlara karşı daha duyarlıdırlar (Farrington, 1977). Kalıpyargı yavaş yavaş tek başına hareket etmeye başlar, çocuğa atfedilen özelliklere uyacak davranışların özel olarak seçildiği bir algı penceresinden etkisini gösterir. Bu kalıba bir defa sokulan çocuk, insanlardan tutarlı tepkiler alır. Oysa bu tepkiler davranışlarının çeşitliliğinin ve karmaşıklığının hakkını vermez. Çocuk ne yaparsa yapsın davranışları hep sabit, katı bir çerçeveden yorumlanır. Aynı tepki ve tutumlara defalarca maruz kalan çocuk da nihayetinde insanları değişebileceğine ikna etmeye uğraşmaktan vazgeçer. Örneğin karşı gelme huyu olan bir çocuk haksızlığa uğradığında azıcık dahi hiddetlense hemen umutsuz vaka olduğu, hep böyle dik kafalı davrandığı gibi gerekçelerle hırpalanır. Diyelim ki hiçbir nahoş tepki vermedi, bu defa da insanlar niyetinden şüphe ederler. Sürekli bu tür olumsuz değerlendirmelere maruz kalan ve içine sokulduğu kalıpyargıyı bir türlü kıramayan çocuk, değişmeyi ne kadar denerse denesin her defasında eski, herkesin kendinden beklediği davranış biçimine ister istemez geri döner.