MinervanınKitaplığı

MinervanınKitaplığı
“Hepimiz bataklıkta yaşıyoruz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor.” Mesajlara bakmıyorum, boşuna yazmayınız!!
10/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 00:00
Şunu anlayın ki, asıl korkunç olan artık köpek kalbi değil insan kalbi taşıması. Hem de doğada var olanlar arasında en rezilini.” Bazı arkadaşları bu cümle kızdıracaktır muhtemelen. Evet, belki yaradılış olarak bir zaman insanoğlu hayvan soyundan hep daha üstündü. Akıl olarak, mantık olarak, duygu olarak, fiziksel olarak, vs vs.. Ama insanoğlu çağ atladıkça, teknoloji ile birlikte elindeki tüm imkanlarını kolaylaştırdıkça aynı oranda nankör olmaya yüz tuttu. Hayvanlar duygularını ön plana koydukça, insanoglu aklını kullanmayı bıraktı, mantıklı düşünmeyi unuttu, duygularına yenildi.. Yaratılanı Yaradan'dan ötürü seven insanoğlu artık yaratılana eziyet etmeye başladı. Aslında eziyet ettiği kendi vicdanı, ihanet ettiği de Yaradan'dı; fark etmedi. Hiç kızmayın ki geldiğimiz devirde insanoğlu kendinden farklı herkesi ezdi. Rusya'nın hiciv konusunda ustalaşmış isimlerinden biri olan Bulgakov, harika yazılar yazdığı kalemiyle distopik bir konu işlemiş. Profesör ve bilim adamı olan Filip Filipoviç, yardımcısı genç doktor ve yine kendisi gibi bilim adamı olan Ivan Arnoldoviç ile bir deney üzerine çalışma yürütürler. Bunun için gerekli olan sağlıklı ve semiz bir köpek ile cansız bir erkek bedenidir. Sokaktan yaralı buldukları sokak köpeği Şarik'i günlerce besleyip 30 kiloya ulaşmasını sağladıktan sonra, bir gün buldukları erkek kadavra ile deneylerine başlarlar. Deneyin maksadı, amacı ve sorusu şudur: “Bir köpeğin er bezlerini ve hipofiz bezini insanınkilerle değiştirirsek, en fazla ne olur?” Deney sonucu köpeğin yaşamayacağından emin olan 2 doktor da deneyin sonucunda ilginç bir olayla karşılaşırlar. Şarik yaşamaya, daha da fenası insanlaşmaya başlamıştır. Sonrasını gelin kitaptan okuyalım :) Bulgakov kalemini konuşturmayı, okuyucuyu hikâyeye çekip onu orada yaşatmayı,
Alıntı
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201925,7bin okunma
Reklam
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 00:00
“Budala mıyım kötü bir insan mıyım, bilmiyorum; bildiğim bir şey var: Ben belki de ondan daha çok acınacak bir haldeyim. Şu anlamsız dünya ruhumu bozmuş; kafam tedirgin, yüreğim doymak bilmiyor; hiçbir şeyle yetinmiyorum; zevke nasıl alıştıysam acıya da öyle alışıyorum, hayatım gittikçe boşalıyor; bir tek çare kaldı benim için: yolculuk etmek.” Bencilliğin, bu dünyaya olan isteksizliğin, kötülüğün, garip tutkuların kitabı Zamanımızın Bir Kahramanı. Kahraman dediğine bakmayın, büyük bir ironi. Yazar da bunu söylemekten geri kalmıyor zaten. Henüz 27 yaşında bir düelloda hayatını kaybeden Mihail Lermontov, yazabildiği tek romanıyla bence en iyi yazarlar arasına girmiş. Eğer paylaştığım önsözü okursanız, eminim siz de benimle aynı şeyi düşüneceksinizdir. Kitap 2 bölümden ibaret. İlk bölümde yazarın bir yolculuk esnasında kitabın kahramanı olan Peçorin'i onu tanıyan bir yüzbaşının ağzından dinliyoruz. İkinci bölümde ise yüzbaşı Peçorin'e ait mektupları, günlükleri yazara verip, onları istediği gibi kullanabileceğini söylediği için, yazar da bunları Peçorin'in Günlüğü şeklinde bize tarih tarih sunmuş. Kitabın en can alıcı kısmı burasıydı işte. Peçorin meğerse karanlıklar prensiymiş. Tanıdığı her kadında yara açan, bu yarayla alay eden, kötülükten belki beslenen belki de üzüntü duyan ama üzüntüsü uzun sürmeyen birisi. Dostluk, arkadaşlık, aşk, sevmek kavramları onun için karanlıktan ibaret. Ona bu duygularla yaklaşmak da imkansızdan öte... Çok detaya girersem kitabı anlatmak zorunda kalacağım o yüzden ben susuyorum alıntılar konuşsun :) İkinci bölümde hiç Rus edebiyatı okuyor gibi hissetmedim, Fransız edebiyatı kokusu buram buram esiyordu. Bunda dün gece paylaştığım vampir videosunun da etkisi var sanırım, çünkü Peçorin'in bir vampirden farkı yoktu. Belki kan
Alıntı
Zamanımızın Bir KahramanıMihail Yuryeviç Lermontov · Can Yayınları · 20205,5bin okunma
9/10
·152 syf.··
2026 12. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2026 00:00
“Çakıltaşı uzaklara git ve geçmişimi de beraberinde götür. Bütün ayıplarımı, günahlarımı, hatalarımı...” Birinci Dünya Savaşı dönemi... Kendinden emin, kimseye boyun eğmeyen, ideallerinden/hayallerinden vazgeçmeyen, her zaman özgürlüğünün peşinden koşan ve bu özgürlük uğruna her şeyini kurban veren bir kadın... Gerçek ismiyle Margaretha Zelle, herkesin bildiği, dünyaya nam salmış ismiyle ise Mata Hari... Mata Hari, döneminin (kendi soylemiyle, gençliğinin de) en beğenilen, en arzulanan, en elde etmek istenilen yegâne kadınlarından birisi. Genç yaştayken bir subaya 3 günde aşık olup, hemen evlenmeye karar veren, aşkı için ülke değiştirmeyi de göze alan ama sonrasında evliliğinin onu asla mutlu etmediğini, aksine acı verdiğini fark etmesiyle ilk trenle Paris'e kaçan gözü pek bir kadın. Geldiği Paris'te bir şekilde ismini duyurabilen, Doğu Hint Adasından geldiğini herkese ustalıkla inandıran, cüretkâr giyimi ve bir o kadar cürekâr dansları ile önce erkeklerin sonra da kadınların ilgi odağı olan da bir kadın. Bekâr ve evli, yaşlı ve genç fark etmeksizin her erkeğin peşinden koştuğu, uğruna servetler harcadığı, modaya düşkün bir kadın. Ama Almanya-Fransa arasında casusluk yaptığı iddiasıyla 12 asker tarafından kurşunlanan, kurşunlanırken askerlere öpücük gönderdiği için 8 askerin nişan alamadığı da bir kadın. Ama aslında kurşundan çok önce, zaten önyargıyla öldürülen bir kadın... Paulo Coelho, birçok kaynaktan araştırarak bu kitabı yazmış. Daha doğrusu kitabı yazmış değil de, Mata Hari'nin kendi avukatına gönderdiği mektupları derlemiş, bazı konuları çıkartmış ve bunu kitap hâline çevirmiş. 3 bölümden oluşuyor, ilk iki bölüm Mata Hari'nin mektupları, kendi hikâyesini sahiplenme çabası. Son bölüm de avukatının ona yazdıkları. Ben okurken bazı şeylerin çok havada
Alıntı
CasusPaulo Coelho · Can Yayınları · 20166,9bin okunma
10/10
·218 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 00:00
“Ah Nastenka, ah!” Kitabı okurken durup durup içinizden bunu söylüyorsunuz. “Ah Nastenka, ne gereği vardı? O bunu hak etmemişti...” diye hayıflanıyorsunuz kitabın sonuna kadar. Kitap 5 öyküden oluşuyor: •Beyaz Geceler •Başkasının Karısı •Noel Ağacı ve Nikâh •Haysiyetli Hırsız •Yufka Yürekli Beyaz Geceler, ismi bile bilinmeyen sadece “Hayalperest” olarak bildiğimiz 26 yaşındaki sefil bir adam ile henüz 17 yaşında olan Nastyenka'nın 4 gecede olup biten bir aşk hikâyesi. Artık bilmeyeni kalmamıştır diye düşünüyor ve detaylı anlatımına girmiyorum :) sadece “Ah Nastenka, ah!” Başkasının Karısı En komik eserlerinden birisi buydu bence. Karısının kendisini aldattığı kuşkusuna kapılıp, başına olmadık işler açan Ivan Andreiç'in gülünç hikâyesiydi. Noel Ağacı ve Nikâh İkisi de tek bir hikâye. Okurken biraz ürperiyorsunuz. Korkudan değil. Bence konusunu anlatmayayım spoiler olma ihtimali yüksek. Ama üzücü olsa da güzel ve enteresan bir hikâyeydi. Haysiyetli Hırsız Birkaç aydır @merakli_bi_okur ile okumayı çok merak ettiğimiz bir öyküydü çeşitli ismi var ama bulması biraz zordu. Tesadüf eseri burada buldum. Gerçekten çok beğendim. Emekli asker Astafiy İvanoviç'in kiraladığı bir odada ev sahibi ile başına gelen hırsızlık sonrası, iki yıl evvel yine karşılaşmış olduğu bir hırsızlık olayını anlatmasıyla başlıyor hikâye. Çok üzücüydü. Yaptığı suçun diyetini ödeyen bir hırsızın hikâyesi... Son olarak da Yufka Yürek... En çok beğendiğim hikâye de bu oldu. Birdenbire nişanlanan Vasya Şumkov, hem ev arkadaşı hem de meslektaşı olan Arkadiy İvanoviç Nefedeviç'e bu mutluluğunu açar. Fakat önünde 2 gün içinde bitirip vermesi gereken yazılar vardır ve aceledir. Vasya Şumkov, yazıları yazmaya başlar fakat gittikçe düşünceler beyninde yarış atı edasıyla koşturur.
Alıntı
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102,3bin okunma
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2026 19:25
Kurdukları o minicik cumhuriyette, kalplerinde kocaman bir onur, aidiyet duygusu, sadakat ve dostluk olgusu taşıyan minik kalplerin unutulmaz hikâyesiyle geldim efendim 🩷 Sanırım sokakta oyun oynayan son nesiliz 90'lılar olarak. Bizden sonra da sokakta oyun oynayan çocuk neredeyse kalmadı. Günümüzde hiçbir çocuk ne mahalle maçını biliyor ne körebeyi ne de yakar topu... Sokaklarda koşu yarışı yapan, seksek oynayan, ip atlayan çocuk göremez olduk... Suçlusu biziz... Ellerimizde telefon, o çocuklara bir şeyler öğretmek, onlarla vakit geçirmek yerine video kaydırmayı yeğledik. Yeri geldi içeride arkadaşlarımızla rahat sohbet etmek için eline telefon, tablet tutuşturduk. Hâliyle sanal arkadaşlık dışında gerçek bir dostluk, sadakat, birlik kavramını da bilmeyerek büyümeye çalışan bir kuşak yarattık. Peki ya biz? Biz dizlerimiz yara bere, üstümüz başımız toz toprak içinde akşam ezanı okunur okunmaz annelerimiz tarafından “şimdi babana söyleyeceğim” ihtarıyla zorla eve sokulan çocuklardık... Ne ara boş duvarlarla konuşur hâle geldik..? Efendim bazı hikâyeler, bazı kitaplar insanın yüreğini ısıtsa da öte yandan bir sızı da bırakmıyor değil. Pál Sokağı Çocukları bu eserlerden bir tanesi, hatta belki de Şeker Portakalı'ndan sonra ikinci eser diyebiliriz.. Şeker Portakalı'nın da kapağını ağlayarak kapattığımda kalbime bastırmış, Zezé'ye sarılmak istemiştim; bu kitabı da aynı hislerle bitirdim... 🩷 Ben sanmıyorum ki, eğer bir kalbiniz varsa bu kitabı gözünüzden en az iki damla yaş akıtmadan bitirebilin. “Dünyanın bütün çocukları Pál Sokağı'ndandır!” Bir avuç minik yürek, binaların boy gösterdiği Pál Sokağı'nda kendilerine oyun alanı olarak “arsa”yı seçmişlerdir. Arsa onların artık vatanıdır. Ve vatan toprağı için savaş kaçınılmazdır. Çünkü Kızıl Gömlekliler de Arsa'yı kendi
Alıntı
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Yapı Kredi Yayınları · 202536,3bin okunma
Reklam