“Bir kitabın edebi olmasıyla her detayı açık açık anlatması aynı şey değil. Bazı yazarlar derinlik yazıyorum derken sadece sınır zorluyor."
Kitap başta insanın ruhuna dokunuyor gibi oldu, sonra bir anda bedenine fazla kapıldı. Hikâye güzel gidiyordu ama bazı satırlar, anlatmaktan çok göze sokulmuş gibiydi.
Bazen bir ilişkiyi kurtarmaya çalışırken aslında kendimizi kaybediyoruz. Gülcan Özer 'in ilişkilerdeki en büyük sorunun sevgisizlik değil, konuşamamak olduğunu çok sade ama vurucu bir şekilde anlatıyor. Özellikle “susarak büyüyen problemler” kısmı beni çok etkiledi. Çünkü fark ettim ki, içimize attığımız her şey aslında bir gün patlamak için birikiyor.
Kitapta hayatımdan bir kaç parçalar buldum.
Kimi yerde sustuğum anları hatırladım, kimi yerde gereksiz yere verdiğim tepkileri… Ama en önemlisi şunu anladım: Sağlıklı bir ilişki, iki insanın birbirini anlamaya çalıştığı kadar, kendini de doğru ifade edebilmesiyle mümkün.
Ve unutmayın ki; Konuşmak her şeyi çözmeyebilir ama konuşmamak kesinlikle hiçbir şeyi çözmez.
İlk başta dikkat çekti, okumak istedim, biraz okuduktan sonrası aşırı argo kelimeler başladı kısacası kitabı okumaktan vazgeçtim, Sevmedim, beğenmedim, önermiyorum...
insanın içindeki kırılganlığı, güçlenme çabasını ve güvenin ne kadar zor inşa edildiğini derinden hissettiriyor.. Güzel bir kitap, Duygu yüklü...öyle uzun uzun anlatmaya da gerek yok, güzel olan şeyler okunur...
3391 Kilometre mesafedeki iki gencin, internet üzerinden başlayan ve zamanla derinleşen aşk hikâyesi.
Ancak mesele sadece mesafe değildir.
Asıl engel, erkeğin korkuları ve cesaretsizliğidir.
Kız, duygularının peşinden gitmekten çekinmezken; erkek geçmişinin yükleri ve kendi iç çatışmaları nedeniyle adım atmakta zorlanır.
Sonunda kilometrelerce yolu göze alan kişi kız olur. Sevdiği için, emin olmak için, aşkına sahip çıkmak için yola çıkan odur. Hikâye, mesafenin fiziksel olmaktan çok duygusal bir sınav olduğunu gösterir.
Açıkçası kitapta beni en çok rahatsız eden şey,
Erkeğin cesaretsizliği oldu.
Kız onca yolu göze alıp giderken,
Erkeğin adım atmaması ve sonunda; “sözümü yerine getirdim, seni ayağıma getirdim” demesi gerçekten sinir bozucuydu.
Bir aşk hikâyesinde fedakârlık görmek güzel ama bu fedakârlığın tek taraflı olması insanı rahatsız ediyor. Kız güçlü, cesur ve duygularının arkasında duran bir karakterken; erkeğin gurur yapması ya da pasif kalması hikâyeyi romantikten çok sinir edici bir noktaya taşıyor.
Kitap, gençlik aşkını, mesafe ilişkilerini ve duygusal bağı akıcı bir dille anlatıyor.
Okurken insanı içine çekiyor.
Özellikle kız karakterin cesareti ve kararlılığı etkileyici.
Ama keşke erkek karakter de aynı cesareti gösterebilseydi; O zaman hikâye çok daha tatmin edici olurdu.