Welat Boran

Welat Boran
@Sawer
Sawêr
Gelecekse kozmosun geleceği değil, öncelikle benim çağımın, benim ülkemin, benim varoluş sorunsalımın geleceğidir. Benden sonra görüntüye girecek dünyayı biçimlendirmeye kalkmamalıyım asla. İndirgenmez biçimde kendi zamanıma aidim. Ve bunun içindir ki kendi zamanım için yaşamalıyım. Gelecek, gelecekte yaşayacak olanların yükseltecekleri bir yapı olmalıdır. Bu yapı ancak benim şimdiki zamanı, aşılmış, geride bırakılmış bir durum olarak değerlendirdiğim ölçüde şimdiki zamanla ilgilidir.
Sayfa 29
Reklam
Gerçeklik, her şeyden önce, bütünsel bir kavrayış ister bizden. Varılması beklenen çözüm, öznel düzeyde olduğu kadar nesnel dü-zeyde de mevcut sorunsala denk düşmelidir. O halde, "Bütün suç benimdi" derken gösterilen teslimiyet tavrı içinde, kalkıp önemli olanın ruhun kurtuluşu olduğu yönünde indirgeyici bir iddiaya sı-ğınmanın pek çabaya değer bir yanı yoktur. Kelimenin en katıksız materyalistik anlamıyla, ancak nesnele-rin yerli yerine konduğu ölçüde yabancılaşmanın ortadan kalkma-sından, bir öze dönüşten söz edilebilir.
Sayfa 28
Peki, hastalığın seyri ve geleceği (prognosis) hakkında ne söyleyebiliriz? Burada biraz durup, toplumun, biyoşimik süreçlerden farklı olarak, insan unsurunun etkisinden bağımsız olamayacağını hatırlayalım. İnsan, topluma varlık ve biçim kazandıran asli unsurdur şüphesiz. Prognosis de, o halde, yapının çürümüş köklerinden kurtulmayı kafasına koymuş olanların elindedir.
Sayfa 27
Buna karşılık "siyah" ise, genel olarak Batı-olmayan demektir. Öyleyse şu soru çıkıyor ortaya: Batı-olmayan kendi tanımını Batı medeniyetinin araç gereciyle geliştirebilir mi? Fanon beşeri bilim-lerde bir problem saptamıştır: bunların kendi dramlarının olması. Belli bir kültürel ortamdan çıkmışlardır ve o kültür ve o dünya gö-rüşünün endişelerini, önyargılarını yansıtırlar. Eğer Batı medeniyeti ve kültürü sömürgeci ırkçılığın sorumlusu ise ve Avrupa'nın ken-disi ırkçı bir yapıya sahip ise, bu medeniyetten çıkma bilgi söylem-lerinin aynı ırkçılığın yansıtması ve aynı yapısal tahakkümü sür-dürmeye yaraması bizi şaşırtmamalıdır.
Sayfa 17
4. ... Konuşmak demek, bir kültürü özümlemek, bir uygarlığın yü-künü dilinin ucunda taşıyabilmek demektir her şeyden önce. Siyah adam bir Avrupa diliyle konuşur. Fransız diline ne kadar hâ-kimse, tam o oranda daha beyaz hale gelir - ya da aslında herhangi bir Batı diline, günümüzde İngilizceye. Yani neredeyse daha ilk andan itibaren siyah adam bir problemle karşılaşmaktadır: Siyahlığın en iyi ihtimalle bir mevcut olmama şekli sayıldığı ya da daha kötüsü tam bir olumsuzluk ifade ettiği bir dil ve söylemde "siyah kendilik" nasıl konumlandırılabilir? Ama sorun sadece dilin kullanımıyla sınırlı da değildir. Bir siyah Fransa'ya geldiğinde, dilden başka şeyler de vardır onu değiştiren. Değişmiştir, çünkü Fransadan sadece Montesquieu'yü, Rousseau'yu, Voltaire i öğrendiği için değil, hekimlerini, kısım şeflerini, uzatmalı çavuştan tutun da, mahalle polisine kadar on ikinci dereceden görevine sadakatle bağlı ne kadar memuru varsa hepsini seri üretim halinde Fransadan aldığı için de kimlik değiştirmektedir. Yani mesele beyaz adamın sadece dili değil, bütün medeniyetidir.Fanon "beyaz" sözcüğü ile Avrupa medeniyetini ve onun temsilcilerini kastetmektedir.
Sayfa 17
Reklam