Welat Boran

Welat Boran
@Sawer
Sawêr

Welat Boran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·240 syf.·
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Allen W. Wood
8.3/10 · 37 okunma
Reklam
Kant'a göre hak sisteminin hareket noktası, her insanın beşerî veya aklî doğasına bağlı olarak doğuştan sahip olduğu bir haktır: özgürlük hakkı veya bir başkasının keyfî iradesi tarafından zorlanmaktan bağımsız olma hakkı. (MS 6:237) Kişinin, başkaları tarafından, kendisinin onları bağlayabileceğinden fazla bağımlı kılınmasından muaf olma hakkı olan eşitlik hakkı, kendi kendisinin efendisi olma hakkı ile başkalarının hakkını ihlal edecek herhangi bir şey yapmadığı sürece, yanlış bir şey yapmış gibi değerlendirilmeme hakkı olan "ayıplanmanın ötesinde" olma hakkı da bu hakka bağlıdır. Kant temel hak ödevlerimizi, Romalı hukukçu Ulpian'ın kullandığı formülü uygularak, üç başlık altında inceler: honeste vive, neminem laede, suum cuique tribue. Bunlardan birincisi olan "Şerefinle yaşa!" formülünden, Kant, insanın kendine bir insan olarak değer vermesini, kendisini başkaları için bir araç haline getirmemesini anlar. Bu hukukî ödevin veya hak ödevinin, insanın kendine saygı duyması olan etik ödevden farklı olduğu, Kant'ın bu hak ödevini kendi kişiliğimizdeki insanlık hakkından türetmeye çalışmasından anlaşılabilir. (MS 6:236) İkincisi, "Kimseye zarar verme!" formülünden Kant'ın anladığı, hakkın şartları gözetilmediği müddetçe başkalarıyla birlikte yaşamama yükümlülüğüdür. Kant daha sonra bu ödevin, doğal halden çıkıp sivil hale geçmemizi gerektirdiğini; bu ödevin, başkalarını sivil hale geçmeleri için zorlama yetki-sini herkese verdiğini öne sürecektir. (MS 6:306-312) Üçüncüsü, "Herkese onun olanı ver!" formülü ise, Kant'a göre boş bir totoloji olmaktan ancak şöyle anlaşıldığı takdirde kurtulabilir: "Öyle bir hale gelin ki, bir kişiye ait olan şeyin, başkasının değil de onun olması teminat altına alınsın." (MS 6:237)
Sayfa 217·Kitabı okudu
"Bir estetik idea ile kastettiğim" der Kant "muhayyilenin öyle bir temsilidir ki, onun için hiçbir belirli düşünce mümkün olmadığı, yani, hiçbir kavram ona denk gelmediği, dolayısıyla hiçbir dille tam olarak yakalanamadığı ve aklı kılınamadığı halde, birçok düşünceye firsat verir." (KU 5:314) Estetik idealar, sanat eserlerinin sınırsızca büyüleyici olmasını, bitip tükenmeyecek bir şekilde anlam kazanmasını mümkün kılan, (görsel yollarla, diğer hisler aracılığıyla veya kelimelerle takdim edilen) suretlerdir.
Sayfa 210·Kitabı okudu
Aydınlanma estetiğinde çoğunlukla kabul edildiği gibi, Kant da ah-lak ile güzel ve yüceye yönelik estetik duygu arasında yakın bir ilişki olduğunu savunur. Bu duyguları ahlak ile hassas doğamız arasında bağ-lantılar kuran, ikisi arasında aracılık eden şeyler olarak görür. Güzellik ile yücelik bize hakikî bir ahlak duygusu, hatta (Paul Guyer'in isabetli ifadesiyle) bir özgürlük tecrübesi verir. Birazdan göreceğimiz gibi, Kant'a göre hükmetme gücümüz güzelin tecrübesinde, hissî muhayyile yetimiz ile aklî müdrike yetimiz arasında aracılık yapar ve aralarında kendiliğin-den ahenk oluşturur. Güzelin tecrübesi "estetik ideaların" (hiçbir hissî görünün yeterli gelmeyeceği aklî temsillerin) farkına varmamızı da sağ-lar. Üçüncü Eleştiri'nin diğer ana teması olan doğal teleoloji, ahlakî vazi-felerimizle ahenk içinde bir doğa vizyonu oluşturmak suretiyle, teorik doğa bilimlerini ahlakî amaçlar sistemine nihaî olarak bağlar. Böylelikle teorik akıl ile pratik akıl, özgürlük ile doğa arasındaki uçurumu kapatmış olur. Yargıgücünün Eleştirisi, estetik hükümlerin zihinsel yaşarıtımızdaki eşsiz yerini dikkatli bir şekilde tanımlar; teleolojik hükümlerin doğa araştırma-larındaki özel ve sınırlı yerini belirler. Bilgimizin sınırlarını, teorik açıdan sorumsuz, pratik açıdan tehlikeli saydığı bir tür estetik ve dinî tehalüke karşı koruyarak, Kant'ın eleştirel girişimini de sürdürmüş olur.
Sayfa 193·Kitabı okudu
Kant ödevle ahenk halinde olan duygu ve eğilimleri yeşertmenin, ahlaka uygun bir mizaç edinmenin ödevimiz olduğunu savunur. (MS 6:409) Fakat erdemi, ödevi yerine getirmekte başarılı olmaya denk gör-mez. (MS 6:409) Zor bir görevi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğumuz güçlülük erdem olduğundan, iyi davranışlarda bulunma bizim için zor olduğu ölçüde, erdeme ihtiyaç duyulur. Bir kişinin mizacı öyle şanslı bir şekilde oluşmuş olabilir ki, duyguları ve arzuları, ödevi kolayca ve haz alarak gerçekleştirmesini sağlayabilir. Fakat bu mizaç erdem değildir, sa-dece erdemi daha seyrek gerekli kılar. Söz konusu kişi yine de erdemli olabilir, fakat erdem mizacın (edilgen bir şekilde tecrübe ettiğimiz duygu veya arzuların) değil, karakterin (aklî düsturların etkin gücünün) bir ni-teliğidir. Bu erdem anlayışı, Kant'ın insan doğası kuramından doğal bir şekilde çıkar. Bu kurama göre, rekabetçi kendini beğenmişliğimizin ifadeleri olan eğilimlerimiz, kaçınılmaz olarak toplumda ahlak yasasına karşı bir ağır-lık oluşturur. Bunu alt etmek için bir güç gereklidir. Dolayısıyla, (belirli bir derecede) erdem olmadan, ödevin gerektiği gibi yerine getirilmesi mümkün olamaz. Etik ödev kuramına "Erdem Öğretisi" adı verilmesi-nin nedeni, insanın, tüm muteber davranışların temel dayanağının er-dem olmasını gerektiren bir tabiata sahip olmasından başka bir şey değil-dir. Duygu ve arzularımızın toplumsal rekabet ve kendini beğenmişlikle yoldan çıkarıldığı medenî şartlarda (Hutcheson ve Hume'un yapmamızı bekleyebileceği gibi), ahlak bakımından iyi davranışlar için sadece akıldışı duygu ve ampirik arzulara bel bağlamak tehlikeli olmakla kalmayacak, aynı zamanda takbih edilecek bir sorumsuzluk teşkil edecektir.
Sayfa 189·Kitabı okudu
Reklam