Welat Boran

Welat Boran
@Sawer
Sawêr
Bu durumda bir emrin "kategorik" olduğunu söylemek, emrin bağlayıcılığının, ondan bağımsız olarak tespit edilen bir amacın peşinde olma şartına bağlı olmamasından başka bir şeyi dile getirmek değildir. Verilen sözü tutmayla ilgili bir kategorik emir varsa, bu verilen sözü tutmanın üzerimizdeki aklî bağlayıcılığının, verilen sözü tutma sayesinde gerçekleştirilecek (başkalarıyla sözleşmeler yoluyla elde edeceğimiz kendi çıkarlarımız gibi) başka bir amaca bağlı olmadığından başka bir anlama gelmez. Fakat bu verilen sözü tutma mecburiyetinin başka şekillerde şarta tabi olmamasını gerektirmez. Meselâ, verilen sözü tutmak insanlık onurunu ihlâl edecekse, ya da söz verdiğimiz kişilerin sözümüzü tutma durumunda kaldığımızda ortaya çıkacak, söz verirken öngöremediğimiz şeyleri bilselerdi, verdiğimiz sözü tutmamazı bizden beklemeyeceklerini bilirsek, verilen sözü tutma mecburiyeti ortadan kalkar. Bir ahlak kuralına istisna bulmak için iyi ve yeterli zemine sahip olmak, söz konusu kuralın (bu ahval içinde) artık bizi kategorik olarak (ya da herhangi başka bir şekilde) bağlamadığı mânasına gelir. Dolayısıyla, istisnasız olarak geçerli olan herhangi bir ahlak kuralı olup olmadığı, Kant'ın her ahlakî mecburiyetin kategorik emirler ihtiva ettiği iddiasıyla kararlaştırılamaz.
Sayfa 173·Kitabı okudu
Reklam
Kant'tan sonra gelen Alman idealistleri ve eleştirmenleri ilk başta Kant etiğini "formalistik" olarak değerlendirmişlerdir. Bu yaftanın kullanılmasının nedeni büyük ölçüde, Kant okurlarının amacı tam da bu türden bir "formalizmi" gidermek olan diğer iki formülü göz ardı etmek pahasına, ahlak ilkesinin birinci formülüne yanlış bir şekilde yaptıkları vurgudur. Bu bakış açısından ilke, Kant'ın "kategorik emir" adını verdiği şeydir. Kant'ın burada kullandığı terminoloji o dönemin mantığından türetilmiştir. Dikkatli olmazsak bu bizi yanıltabilir. Bir emir, akıllı bir öznenin nesnel zeminde veya nesnel nedenlere bağlı olarak hareket etmeye kendisini icbar ettiği herhangi bir ilkedir. Söz konusu aklî icbar öznenin tercihine bağlı bir amaç şartına dayanıyorsa hipotetik, herhangi bir şarta bu şekilde bağlı değilse kategorik olur. Akıllığının "sadece araçsal" olmaktan ibaret olduğunu savunanlar olduğuna göre, herhangi bir kategorik emrin olup olmadığı (ya da olup olamayacağı) tartışmalıdır. Kant'ın Ahlak Felsefesinin Temellendirilmesi'nde tuttuğu yol, ilk önce kategorik emirlerin olduğunu ihtiyaten varsaymak, sonra ikinci bölümde ilkelerinin ne olması gerektiğini araştırmaktır. Daha sonra, üçüncü bölümde, akıllı varlıklar olarak bizim aslında böyle emirler olduğunu varsaymak zorunda olduğu-muzu temellendirmeye çalışır. Böylece, ikinci bölümde ihtiyat kabilinden türetilen formüllerin geçerliliği tesis edilmiş olur.
Sayfa 173·Kitabı okudu
Kant, bazı etik konularda çok uç (hatta itici) konumlar almakla adı çıkmış birisidir. Katillerin her durumda öldürülmeleri gerektiğini; inti-harın, kesin ödevimiz olan bir şeye karşı çıkmak olduğunu; cinsel ilişkinin insanlığı alçattığını; mastürbasyonun intihardan daha büyük bir suç olduğunu; kendi içinde yanlış olan bir şey emretmediği sürece, layıkiyle kurulmuş siyasî otoriteye karşı çıkmanın hiçbir gerekçesi olamayacağını savunmuştur. İnsanlığın refah seviyesini yükseltmek, hatta masum bir insanın hayatını, katil olması muhtemel birinden kurtarmak için bile olsa, yalan söylemenin daima yanlış olacağını da söylemiştir.
Sayfa 166·Kitabı okudu
Bir bütün olarak "insan türünün karakterini" tespit etme çabasını bir sonuca bağlarken, söz konusu karakteri önce toplumdışı toplumsallığı kullanarak tarif eder: "Türün karakteri, her çağın ve her insanın tecrübesinin gösterdiği şekliyle şudur: Toplu (bir bütün olarak insan ırkı) olarak ele alındığında, art arda ve yan yana mevcut olan, barış içinde ilişki kurmaktan geri duramamalarına rağmen birbirine saldırmaktan da kaçınamayan kişiler çokluğu." (VA 7:331) Kant sonra böyle bir türün, iyi bir ırk olarak mı yoksa kötü bir ırk olarak mı mülâhaza edilmesi gerektiğini sorar. İlk bakışta, tür olarak insanı, kötülüğü nedeniyle kınayan veya çılgınlığı nedeniyle gülünç bulan merdümgiriz eleştirilerle aynı taraftaymış gibi görünmesine rağmen, gülünç bulmanın gülüp geçmekle sınırlı kalmadığını, nefretten kaynaklanan bir istihza olduğunu söyler. Kant bu tutumlarda doğru olan tek bir şey olabileceği sonucuna varır: Bu tutumlar bile, "kötü eğilimlerimize karşı direnmenin, bizde bir ahlakî yönelim ve aklın doğasından kaynaklanan bir talep olarak" bulunduğunu açığa çıkarır. Dolayısıyla Kant'ın nihaî insan doğası anlayışı, eleştiri yapabilmemizin temelini, bu eleştirinin açığa çıkardığı ahlakî yönelimle birleştiren bir tarihsel görüştür.
Sayfa 163·Kitabı okudu
Kant Yedinci Önermede, devletler sürekli birbirleriyle savaş halinde kaldıkları müddetçe, bu sorunun çözülemeyeceğini iddia eder. Zira savaş, insan yetilcrinin gelişmesi için ihtiyaç duyulan şartları tahrip etmekle kalmaz; savaşa sürekli olarak hazır olma ihti-yacı, iktidarın, militer despotluk ruhuyla idare edecek şahıslara verilmesine yol açtığından, yetenek ve kaynakları, insanın gelişmesiyle alâkasız veya gelişmeye düşman amaçlara yönelterek devleti de çarpıtır. Kant kendi yaşadığı yüzyılda Turgot tarafından öne sürülen ve 20. yüzyılda Soğuk Savaş taraftarlarınca müdafaa edilen, askerî teknolojinin de insanın ilerlemesine katkıda bulunabileceği görüşünü hiç fark etmemiş değildi. Çoğunlukla Hegel ile ilişkilendirilen 'savaşın yüceliği devleti birleştirir; bireyleri, barış zamanlarında özel iktisadî hayatı belirleyen kendi çıkarını gözetme rahatlığı benzeri aşağı yönelimlerin üstüne çıkarır' fikrini hiç akıl etmemiş de değildi. (Kant bu "Hegelci" fikri doğrudan kendisi ifade etmiştir. 5:263) Fakat Kant, devletler arasındaki silahlı çatışmaların ve çatışma için hazır olma uğraşının insanın gelişmesine katkıda bulunduğu tarihsel aşamanın, insan türünün en azından dünyanın medenileşmiş bölümlerinde ulaşmış olduğu mevcut aşamanın gerisinde kaldığı kanaatindedir.
Sayfa 154·Kitabı okudu
Reklam