Bir bütün olarak "insan türünün karakterini" tespit etme çabasını bir sonuca bağlarken, söz konusu karakteri önce toplumdışı toplumsallığı kullanarak tarif eder: "Türün karakteri, her çağın ve her insanın tecrübesinin gösterdiği şekliyle şudur: Toplu (bir bütün olarak insan ırkı) olarak ele alındığında, art arda ve yan yana mevcut olan, barış içinde ilişki kurmaktan geri duramamalarına rağmen birbirine saldırmaktan da kaçınamayan kişiler çokluğu." (VA 7:331) Kant sonra böyle bir türün, iyi bir ırk olarak mı yoksa kötü bir ırk olarak mı mülâhaza edilmesi gerektiğini sorar. İlk bakışta, tür olarak insanı, kötülüğü nedeniyle kınayan veya çılgınlığı nedeniyle gülünç bulan merdümgiriz eleştirilerle aynı taraftaymış gibi görünmesine rağmen, gülünç bulmanın gülüp geçmekle sınırlı kalmadığını, nefretten kaynaklanan bir istihza olduğunu söyler. Kant bu tutumlarda doğru olan tek bir şey olabileceği sonucuna varır: Bu tutumlar bile, "kötü eğilimlerimize karşı direnmenin, bizde bir ahlakî yönelim ve aklın doğasından kaynaklanan bir talep olarak" bulunduğunu açığa çıkarır. Dolayısıyla Kant'ın nihaî insan doğası anlayışı, eleştiri yapabilmemizin temelini, bu eleştirinin açığa çıkardığı ahlakî yönelimle birleştiren bir tarihsel görüştür.