Kant'a göre bilgi, nesnenin görüde verili olmasını ve kavramlar vasıtasıyla düşünülmesini gerektirir. Modalite kategorilerinden mevcudiyet nesnelere, nesnenin verili olmasını, nesnenin bir fiilî görüye (his yoluyla) olan bağlantısını açığa çıkararak uygulanır. (KrV A218/B266) Muhtelif gerçekliklere dair kavramların yüklenebileceği bir özneyi 'vazeden', 'vardır' veya 'mevcuttur'un ifade ettiği şey de nesnenin verililiğidir. Görü, kavramaktan farklı bir bilme fonksiyonu olduğu için, bilmenin bu şartını hiçbir kavram açığa çıkaramaz. Dolayısıyla, bir nesnenin mevcudiyeti hiçbir zaman kavramında kapsanamaz; her zaman kavramın nesnesinin içinde verili olduğu görü yoluyla eklenmek zorundadır.
Esasen, kendine yabancılaşmış olmaktan daha vahim şeyler de vardır. Kendimizi, kendimize yabancılaşmış hissetmekten kaçınmak için, kendimiz hakkındaki teselli edici yalanlara inanmak bunlardan bir tanesidir.
'Tecrübeyi' genellikle yalnızca asgarî tecrübe olacak şekilde tasvir etme alışkanlığı vardır bizde. Bu tasvirde 'nesneler' tecrübenin tamamen dışındadır, hükümler de bu bağımsız şeylere dair "doğru bir şey söylemek-ten" ibarettir. Kant'ın bakış açısı bu nedenle alışılmadık ve şaşırtıcı gö-rünmek durumundadır. 'Nesne' ve 'hüküm' adlarını verdiğimiz şeylerin tecrübede Kant'ın onlara verdiği rolü oynadığını niçin kabul etmeliyiz?
İlk olarak hükümlerin, başka ne yaparlarsa yapsınlar, tecrübemizi birleştirme, farklı tecrübeleri bir araya getirme ve düzenleme yollarını kendimize temsil etmede oynadıkları rol aşikârdır. Elimde tuttuğum nesnenin kırmızı ve ağır olduğuna hükmettiğim zaman, hâlihazırdaki algılarımı genel kavramlar altına getiririm; böylece 'kırmızı' ve 'ağır' saydığım diğer şeylerle ilişkilendiririm. Kehribarın kırmızı ve ağır olduğuna hükmettiğimde, belirsiz sayıda mümkün algıyı (bunlar arasında kehribar parçalarına ilişkin algılarım da olabilir) söz konusu kavramlar altına getiririm. Ayrıca hükümler, tecrübede verili olanı, muhtemel değil de belirli bir mânada zorunlu özellikleri itibarıyla düzenleme yolunu da temsil eder. Hükmün nesnelliğinin zeminini, doğru hükmün sadece o hükmü veren için değil, hükmü dikkate alacak tüm özneler için geçerli kılacak zemini veren de bu zorunluluktur. Zira, hükümde açığa çıkan tezahürler arasındaki düzenlenmişlik, histe verili olmanın muhtemel özelliklerine değil, müdrikenin, tezahürleri sentezlemek suretiyle tecrübeyi mümkün kılan faaliyetine bağlıdır. Bu, hükmün nesnelliğinin zeminini a priori kılar ve bir doğru hükmün geçerliliğini, hüküm verebilen her tecrübe öznesi için teminat altına alır
Cinayetlerin unutulması katillerin ortak umudu, ta ki başka bir Kürt cinayeti işlenene kadar. Zira öldürülen Kürt, başka bir Kürt öldürüldüğünde hatırlanır."
(Der Standard, 19 Eylül 1992)