Şifonyerin üzerindeki gösterişli Viktoryen tarzı aynaya bakmamıştı bile. Ne göreceğini biliyordu. Soğuk görünüşlü, incecik, sarışın bir lise son sınıf öğrencisi.
Rüzgarın Adı ve Yerdeniz serisini karıştırın, etkileyiciliklerini 7 kat azaltın ve bol bol ırkçılık yaparak ırkçılığı eleştirin: İşte size Babil!
Sürekli “beyazların” ne kadar kötü yürekli olduğu hakkındaki propagandalar beni çok rahatsız etti. Ya kitapta bir tane mi iyi “beyaz” olmaz kardeşim. Yok. “Beyazların” heppppsi kötü.
Ben okumadan spoiler yemiştim birisi hakkında kitabı okurken de Allah Allah o bahsedilen şeyi niye yapacak, bahanesi ne olacak diye kafa patlattım. Çünkü karakter gelişimi gayet iyi ilerliyordu mantık çerçevesinde sorguluyordum ne olmuş olabilir diye ama yok. Hata bende. Ben yazarın “beyazlara” karşı bu kadar nefret dolu olduğunu bilmiyordum.
Neyse karakter yapacağını yaptı nedenini falan da açıkladı kendi çapında ama benim ağzım ayrıldı HANİ NE ALAKA ablacım O kadar saçma dayanaklar sundu ki kitabın o kısmına kadar okuduğum ve gayet düzgün, mantıklı bir karakter gelişimi geçiren şahıs gitti, yerine başkası geldi sanki. Sırf “beyaz” diye yazar hmmm bunu nasıl kötü göstersem… Heh şöyle olsun diye saçmalamış.
Daha kitabın yarısından fazlasını onun Ağzından okuduğumuz Robin efendiye yeni geldik. Öyle avel… Öyle MAL ki. Söyleyecek laf bulamıyorum kendisine nerden tutsam elimde kalıyor. Sinir krizleri geçirdim onun yüzünden hareketleri tutarlı bile değildi. Her önemli bir durumun ya da olayın içine düştüğünde bir süre önümdeki duvara bakıp acaba bu sefer nasıl bir salaklık yapacak diye zihinsel bir hazırlık sürecinden geçtim. Beni çok yıprattı.
Zaten saçma salak bir sondu sonunu da beğenmedim.
Tek beğendiğim kısımlar çeviriyle ilgili olan bölümlerdi. Oralarda baya emek var. Belli yani. Genel olarak okulun ve derslerin kurgusunu başarılı buldum. Ama biraz da boğuyor o kısımlar haberiniz olsun. Yani fantastik kitap diye aldıysanız
Bugün hayatımın en kötü günü...
Daha önce hiç kayıp yaşamamıştım, daha önce hiç bu duyguyu tatmamıştım. Ama kader sonunda en sevdiğim kişiyi benden aldı. Hem de ona büyük acılar çektirdikten sonra...
Şu an o kadar üzgünüm ki anlatamam. Pişmanım, büyük bir boşluğun içindeyim. Hâlâ her şey gerçek değilmiş gibi hissettiriyor. Daha hâlâ onu kaybettiğimi idrak edemiyorum. Muazzam bir korku ve bilinmezlik içerisindeyim. Kelimelerim bile bana ihanet etmiş vaziyette; artık bundan sonra ne yapacağımı hiç bilmiyorum.
2026'dan nefret ediyorum. 29 Ocak'tan nefret ediyorum. O gitmişken geride kalmış olmaktan nefret ediyorum.
Annemi şimdiden çok özledim. Artık onu bir daha hiç göremeyeceğim, onu bir daha asla öpemeyeceğim. Keşke bu acıyı ne o ne de biz yaşamasaydık. Keşke düne geri dönebilseydik...
Bu günü hem hafızamdan silmek hem de hiç unutmamak istiyorum. Ama annem gitti ve bir daha da asla geri gelmeyecek...
Bakın, yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, ıslanmamak için belki kümese girerim. Fakat kümes beni yağmurdan korudu diye, şükran borcumu ödemek için kümese saray gözüyle bakamam. Bana gülecek, hatta böyle bir durumda sarayla kümes arasında fark olmadığını söyleyeceksiniz. Evet, hayatta tek gayemiz ıslanmamak olsaydı, dediğiniz doğruydu diye cevap veririm ben de.