Sayha

Doğduğum andan bugüne kadar...
Puan vermedi·126 syf.··
2023 7. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 08 Mart 2023 10:27
Evet, başlık bu çünkü Kaspar"ı okurken ilk sahnelerde ortada bir çocuk-bebek gördüm. Sağa sola çarptı, yürüyemedi, nesneleri anlayamadı, cümle kuramadı... Sonra yavaş yavaş büyükler-koro konuşmaya başladı. Bak şöyle yaparsan böyle olur, bu bu demek ve buna dokunulmaz, buna dokunulan sevilmez, herkes ne istiyorsa sen de onu istersin, "Her yeni pabuç başlangıçta vurur", "Her nesneden yeni bir şey öğrenirsin" gibi bir sürü cümlelerle konuşmaya başladılar. Oyunun geldiği son nokta beni çok garip hissettirdi. Çünkü o ilk Kasparla son Kaspar arasında öyle bir fark vardı ki... Ve baştaki Kaspar çocukluğuma benziyorken bu Kaspar bendim, karşı karşıyaydık. Hepimizin çocukken kendi kendine sorduğu sorular vardır. İşte "kaleme neden kalem diyoruz". Hatta şöyle: + Bu şey ne baba? - O şey ütü yavrum. + Ütü ne ki? - Ütü... Ütü kıyafetleri ütülememize - ah(!) KIRIŞIKLIKLARINI gidermemize yarayan alet. + Yaa peki babaannemin yüzüne tutsak ütüyü gençleşir mi babaaa? - Yok kızım ütü çok sıcak bir şeydir, babaannenin yüzü yanar. + Haa o zaman ütü, kıyafet düzelten kaloriferdir. Bu sonuca çıkışımız yani sonda çocuğun da "-dırlı, -dirli" bir cümle kurabilmesi olayı-işte kitaptaki geçişte tıpkı böyle. Bir çocuk yavaş yavaş dil ile beraber büyüyor. Kitabın sonunda şu soruları sordum kendime: Dil bize ne yapıyor? Dil mi bize hizmet ediyor biz mi dile köleyiz? Dil, özgürlük aracımız mı yoksa özgürlüğümüze olan en büyük kısıtlamayı dil mi ortaya çıkarıyor? Bu soruların sizdeki cevabını merak ediyorum, kaç farklı yanıt olacak acaba?
İnsan
KasparPeter Handke · İmge Kitabevi · 201866 okunma
Reklam
Yaşam"ın An"ları
10/10
·136 syf.··
2023 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2023 10:08
Yaşam'ın bazı anlarında karar vermek çok zor geliyor şu sıralar ve uzun zamandır da böyleydi bu - hâlâ da. Bu kitap bunları o kadar yüzüme vurdu ki: gerçekten hayat bir anlık yapacağımız şeylere bağlı olarak bize bir sürü farklı seçenek sunabilecek bir oyun. Asya öyküsü özellikle benim için bu bağlamda bir öykü oldu. Kitabı kapatıp düşündüğüm zamanlar oldu. Hayatın ve ilişkilerin küçük taşlardan örülü olduğunu bu öyküde tekrar anladım. İşte eskiden beri beni böyle anlarda bir şey yapamamaya iten de bunları okumam, görmem. Bunları gördükten sonra kararların büyük sonuçlarını o kadar net görüyorum ki karar vermeye korkup olduğum yerde olanların beni şekillendirmesini bekliyorum. "O tek kelime"yi bir gün edeceğim. Karar da kendiliğinden gelecek. Kararlar, ilişkiler, hayatlar üstüne bu kadar düşünsek de insanın hayatının çok da önemli bir şey olmadığını da biliyoruz, değil mi? Yazar da kararlar, adımlar, yapamadıklarımız derken şu kanıya varıyor: "Solup gitmiş, sıradan bir çiçeğin kokusu bile insanın bütün sevinç ve acılarından daha uzun yaşıyor, hatta insanın kendisinden bile." Faust ise benim için biçimsel bir dersti ve o derse çalışıyorum, teşekkürler Turgenyev! Trigorin seni de unutmayacağım: bu Turgenyev"den okuduğum ikinci kitap, ben Babalar ve Oğulları okuduğumda henüz seninle tanışmamıştık ama bu kitabı elime alır almaz dedim ki: "iyi bir yazar ama bir Turgenyev değil" affet. Hayatımızı şekillendiren şeylerin yaptıklarımız değil yapmadıklarımız olduğunu iyice hissettim. Ivan Turgenyev Faust - Asya Bu sanki bir incelemeden çok kendime unutmamak için yazdığım bir şey oldu, olsun. Sonuçta: #157255091
İnsan ve Duygular
Faust - AsyaIvan Turgenyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022462 okunma
Kayıp Zamanın İzinde'ye geçmeden
10/10
·144 syf.··
2022 31. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2022 13:20
Edebiyat ve sanat yazıları belirlediğim programa göre 'kayıp zamanın izinde'ye geçmeden önceki son kitabım. İlk kitap olan: Hazlar ve Günler'de yazarın kısa öykülerini okudum(ki bu bir nevi kayıp zamanın izinde'ye hazırlıktı). Bu kitapta ise Proust'un düşünceleri ile baş başa kaldım: Şairler, şairlerin ilhamı, sanatçı için esin, edebiyat akımları(ve temsilcileri), Flaubert, Baudelaire, Dostoyevski, Gothe, Chateaubriand, Tolstoy. Bütün bu kişiler ve soyut kavramlar üzerine Proust'un düşünceleri derinlemesine ve ileriye taşıyıcıydı. Ancak kendisi de şunun farkındaki gelecekteki nesil onu bütünüyle kabul etmeyecek (ki etmemeli de). Bunu 'Klasisizm ve Romantizm' başlığı altındaki denemesinde çok güzel anlatıyor: "Henüz kabul görmemiş bu klasiklerle eskileri tıpatıp aynı sanatı icra ederler; o kadar ki, eskileri en iyi eleştirmiş olan yenilerdir." Bu kitapta da Hazlar ve Günler'de de gördüğüm şey Proust'un benim şu ya da bu şekilde; yürürken, sıkıldığımda, birini gözlemleyerek düşündüğüm şeyleri sistemli bir şekilde yazıya dökmüş olması. Galiba beni bu denli etkileyen de bu. Çok sevdiğim bir kitap olan Şeytan'ın Günlüğü 'nün daha ilk sayfasında geçen cümle "Düşünmek kendi başına yetersizdir, düşünceleri sözcüklere dökmedikçe tam bir duruluk, açıklık, kesinlik, kazanamazlar: ..." diye gider. Şimdi kayıp zamanın izinde'ye başlayacağım için mutluyum çünkü bu denli işlenmiş, sözcüklere dönüştürülmüş ve ince ince dokunmuş bir romanı okuyacağım. Bu bana dünyayı, düşünceleri izletecek. Yazının, edebiyatın, tiyatronun, kısacası sanatın gücü bu; insana yaşamayı öğretmek. Biz bir hayvan yavrusu gibi doğduktan kısa bir süre sonra yürümeye başlayıp daha sonra yemek yiyip, uyuyup ereğimiz olan yaşamayı bu şekilde öğrenmiyoruz. Bu yüzden yirmilerimize, kırklarımıza gelsek de hep adını
1000Kitap
Edebiyat ve Sanat YazılarıMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 2020187 okunma
ULUS BAKER VE MARCEL PROUST
10/10
·160 syf.··
2022 30. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2022 02:45
Kitabın içeriğini oluşturan temalar: aşk, ölüm, yalnızlık, benlik, biz fark etmeden bizi etkileyen dış etkenler(deniz, içsel günbatımlarımız, yağmurlu havalar vs). Aslında bu bağlamda iki kişilik masamıza Çehov'u da dahil edebiliriz. Çehov da bizi etkileyen şeylerin, içselimizi oluşturan şeylerin fark etmememize rağmen dışsal bir etkiyle oluştuğunu söyler. Bu yüzden Martı oyunundaki Trigorin karakteri kendini anlatırken hep dışarıdan beslenir, dışarısı onu tetikler. Marcel Proust'u okurken bu etkiyi çokça hissettim. Zaten başlı başına bizi dışarıdan etkileyen unsurları konu aldığı düşünceleri var: ağaçların altı, deniz, limanda yelkenler isimli bölümler var kitapta. Proust hafızamızın da dış etkenlerle çalıştığını çok iyi bilen bir yazar bunu da görüyoruz. Deniz üzerine olan bölümden bir alıntı yapacağım: "Yeryüzünün yollarından bıkmış ya da henüz o yollara adımını atmadan ne kadar sarp ve sıradan olduklarını tahmin eden kişiyi denizin hem daha tehlikeli hem daha yumuşak, belirsiz ve ıssız, solgun yolları kışkırtacaktır." Bu bölüm bana İsmet Özel'in dizelerini hatırlattı: "Bu da deniz Hırs püsküren, toynak durduran rezeleri yerlerinden oynatan Vâdeden, vâdeden, vâdeden tesellicimiz. Bir yanımda kıyısı kışkırtıcı ufku muallak deniz, bir yanımda kamu açıklamaları, genelgeler, tahvilat..." Şimdi Ulus Baker'in söylediği şeyleri çokça anımsattı. Öykümüzün ismi: Madame de Breyves'in Melankolik Tatili. Saplantılı bir aşk hikayesi. Laléande diye bir bey var, hanımefendinin aşık olduğu kişi. Kendimce onun portresini Ulus Baker'in şu sözleri ile açıkladım: "Biz genellikle hafiften sarsak sanki başka bir dünyadanmış gibi görünen, şöyle ya da böyle bir beceriksizlikle hareket ettiğine şahit olduğumuz ama henüz bir acıma duygusu ile bakmadığımız varlıklara dikkat ederiz" Bu
Düşünce
Hazlar ve GünlerMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20221,750 okunma
8/10
·48 syf.··
2022 11. kitabı
"İyi kalpli akrabalar ve doktorlar esrime ve ilhamlarını tedavi etmeye kalmadığı için Buddha, Muhammed ya da Shakespeare ne kadar da şanslıymış! " syf-35 Kendi içime dönüp: içindekilere isim koyamadığım ve esrimlerime, ilhamlarıma isim koyamadığım bir dönemden yazıyorum. Toplumun sizi aşağı çektiğini ve içinde bulunduğunuz ortamın sizi eskittiğini hissettiğiniz anlar vardır. (yoksa ne rahatsınız) Böyle anlarda ya sizin o sizi eskiten insanları etkileyip onları da yanınıza çekmeniz gerektiğini düşünür ve bunu görev edinirsiniz ya da o içinizdeki büyüklüğünü içinizde yenip sizi eskitenlere boyun eğersiniz. Bu konuda üstteki alıntının devamı çok şey söylüyor: "Muhammed sinirleri için potasyum bromür alsa ve günde iki saat çalışıp süt içse, bu muhteşem adamdan geriye köpeğinin bıraktığından fazlası kalmazdı." Kim olduğumuzu toplumun ve yakın çevremizin bize karşı sorularına verdiğimiz yanıtlar belirliyor. Boyun eğip 'evet" dediğimiz anda Kovrin hastalanıyor ve keşk beni iyileştirmeseydiniz diyor. Evet hastaydım ama en azından vasat değildim diyor. İçimdeki Kovrin'i yenip bir şeyler araştırmak yerine tüm gün diziler izleyip, oyunlar oynamayı bile düşünmüştüm bugün. Düşünmeyi kenara bırakarak yaptığım her eylem sanki beni iyileştirecek gibi gelmişti. Oysa "o hayat, benim öz ülkem."
Düşünce
Kara KeşişAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 20229,6bin okunma
Reklam