Adam anlatıyordu: "Bu dünyada; mideme oturan öğle yemeklerinden, tatsız akşam sofralarından, güvensiz konuşmalardan, sevgisiz ilişkilerden ve aşksız sikişlerden başka bir şey görmedim."
Felsefe ilerledikçe aptallık da önyargıların gücünü göstermek için gayretlerini çoğaltıyor. Şu işe bakın ki yönetim de bu fikirlere soyluluk bahşediyor. Bu durum o hale gelmiştir ki kadınlar için artık sadece iki yol kalmıştır: Ya unvan sahibi olacaklar ya da kız; sonuç değişmez. Hiçbir erdem bir kadını konumunun üstüne yükseltmez, kadın ancak kötülükle paçasını kurtarır.
İnsan beyni, konfor alanındayken işlemci hızını düşüren evrimsel bir enerji tasarrufu moduna sahiptir. Ortada somut bir tehlike, kriz ya da hayatta kalma savaşı yoksa, içimizdeki o ilkel 'maymun beyin' maliyetli olan rasyonel kapasiteyi resmen kısar, bizi tembelliğe ve statükoya iter.
Ancak ne zaman ki varoluşsal bir tehdit, bir yıkım veya ölüm kalım anı baş gösterir; işte o zaman amigdala kontrolü tamamen ele geçirir. Biyolojik sistem tüm kaynaklarını rasyonel ve refleksif hayatta kalma mekanizmalarına aktararak işlemciyi en üst seviyede 'overclock' eder, beyni tam teşekküllü ve sıfır hata payıyla çalıştırmaya başlar.
Bugün medeniyet, konfor ve iletişim zannettiğimiz internet, GPS, yapay zeka ve mikroçipler gibi tüm makro teknolojilerin kökeninde, türümüzün birbirini daha hızlı ve kitlesel şekilde yok etme hırsı (askeri lojistik) yatar.
Toplumların en büyük bilimsel sıçramalarını dünya savaşlarında (mutlak ölüm korkusu altındayken) yapması ile bireyin bir kriz anında dahiye dönüşmesi aynı evrimsel yazılımın ürünüdür: İnsan zihni saf bilgi aşkıyla değil, sadece vahşi bir hayatta kalma dürtüsüyle sınırlarını zorlar; barışta çürümeye, savaşta ise tavan yapmaya programlanmıştır.
İki çeşit ahlakçı ve politikacı vardır: İnsan doğasını sadece iğrenç ve gülünç yanlarıyla görenler —ki bunların sayısı çoktur; Lucian, Montaigne, La Bruyère, La Rochefoucauld, Swift, Mandeville, Helvétius vb.— ve insan doğasını iyi yanlarıyla ve yetkinliklerinde görenler: Shaftesbury ve daha başkaları gibi. Birinciler sarayın sadece pisliklerini görürken; ikinciler ise kendilerini rahatsız eden her şeyden gözlerini kaçıran, kendinden geçmiş kişilerdir. Oysa gerçek, ortadadır.