Katılmıyorum. Dünyada bu romantik fikir denenmedi mi? Denendi ve defalarca başarısız oldu. Sol teorinin en büyük yanılgısı, olaylara sadece "sonuç odaklı" bakması ve temeldeki asıl nedene, yani antropolojik ve biyolojik gerçeklere gözünü kapatmasıdır. Toplumu mağdur veya zorla cahil bırakılmış bir güruh olarak görmek yerine, bunun bir kitle tercihi olduğunu kabul etmek gerekir.
Bunun en somut laboratuvarı Atatürk devrimleridir. Atatürk döneminde Kuran Türkçe’ye çevrildi, halk neye inandığını doğrudan görsün diye her şey şeffaflaştırıldı. Hatta Atatürk’ün Medeni Bilgiler kitabının sansürlenmemiş el yazılarında dinlerin kökenine dair sunduğu o net, rasyonel ve pozitivist vizyon ortadaydı. Eğer iddia edildiği gibi olay sadece "doğru eğitim" olsaydı, o dönem bizzat bu eğitimle yetişen toplumun tamamen bu vizyona göre şekillenmesi gerekirdi.
Ama ne oldu? İlk fırsatta kendi eski kodlarına, dogmalarına ve konfor alanlarına geri döndüler. Çünkü toplumlar eğitime göre değil, kendi zeka ve algı kapasitelerine göre şekillenir. Sol sosyolojinin iddia ettiği gibi insan beyni boş bir levha değildir; her bireyin soyut düşünme, şüphe duyma ve rasyonel karar verme noktasında genetik ve biyolojik bir tavanı, yani potansiyeli vardır. Kalıp neyse, potansiyel de odur. Eğitim olmayan bir potansiyeli sıfırdan var edemez, sadece olanı sınırına kadar doldurur. Dolayısıyla kitlelerin kolektif olarak "aydınlanacağı" fikri, insanın evrimsel ve zihinsel gerçekliğiyle çelişen boş bir hayalden ibarettir.