Taha EKŞİOĞLU

Taha EKŞİOĞLU
@Scapegoatt
Gerçeği aramak gayemiz olduğu sürece herkesle tartışmaya açığım.
“Rengi yapan şey, bizzat beyindi”
“Ne fotoğrafların ‘içinde’ ne de ışık kaynağında bu renkler yoktu… renkler ‘dışarıdan’, dış dünyadan alınan duyumlar ya da bir dalgaboyunun beyindeki otomatik karşılığı değildi; rengi yapan şey, bizzat beyindi.”
Sayfa 45·Kitabı okudu
Bilim
Taha EKŞİOĞLU
​Kesinlikle doğru. Hatta bunu sadece renklerle de sınırlamak haksızlık olur, tüm hayatımız beynimizin bize oynadığı bir simülasyondan ibaret. Birkaç örnekle genişleteyim: ​Ses: Kendi sesini kaydetip dinlediğinde sana yabancı geliyor ya, işte o dinlediğin ses senin "gerçek" sesin. Konuşurken duyduğun ses ise kafatasındaki kemiklerin titreşmesiyle beyninin uydurduğu sahte bir versiyon. ​Görüntü: Gözümüzün arkasında, optik sinirlerin çıktığı yerde aslında kocaman bir kör nokta var. Yani normalde dünyayı iki büyük kara delikle görmemiz gerekiyor. Ama beyin arkada o kadar hızlı çalışıyor ki, çevredeki boşlukları kafasına göre doldurup bize kusursuz bir harita sunuyor. Resmen görüntüyü uyduruyor. ​Dokunma: Bir masaya dokunduğunda katılık hissediyorsun ama aslında atom seviyesinde her şey %99 boşluktan ibaret. Hissettiğin şey masanın maddesi değil; senin elindeki elektronlarla masadaki elektronların birbirini itme kuvveti. Beynin bu itmeyi "sertlik" diye çeviriyor. ​Zaman: Sineklerin kare hızı bizden çok daha yüksek. Bizim akan bir film gibi gördüğümüz hayat, onlar için ağır çekim ilerliyor. Bizim sürekli yandığını sandığımız ampul, bir sinek için saniyede 60 kez yanıp sönen bir flaşör gibi. Yani zamanın akış hızı bile tamamen beynimizin montajına bağlı. ​Kısacası evrende ne renk var, ne ses, ne de katılık. Sadece dalga boyları ve atomlar var; beyin hangisini ne kadar işine geliyorsa öyle algılatıyor. Görmedik, duymadık, sadece beynimizin izin verdiği kadarını yaşadık desek yeridir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanı nesneleştirmeden sevmek
Bir erkek ve bir kadın; davranışları, zevkleri, fikirleri veya tüm kişilikleri açısından birbirlerine ilgi ve yakınlık duyabilirler. Ama kendilerini her beğendikleri şeye sahip olmak zorunda hisseden kişiler için bu karşılıklı ilgi ve çekicilik, cinsel kökenli bir sahip olma arzusunu doğuracaktır. "Olmak" biçiminde bir davranışa ve dünya görüşüne sahip insanlar ise, ilgi duydukları bir erkek ya da kadının yanında bulunmaktan zevk alırlar. Karşılarındakini cinsel yönden de çekici bulabilirler. Ama onlar için mutlu olabilmenin tek yolu, Tennyson'un şiirinde olduğu gibi, "çiçeği koparıp ona sahip olmaktan" geçmez.
Sayfa 154·Kitabı okudu
Alıntı
Taha EKŞİOĞLU isimli okura yanıt verildi
Taha EKŞİOĞLU
Mergen Garip geldi bana, buralarda ilk defa birisi yazdıklarımı anlayarak okudu.
İnsanı nesneleştirmeden sevmek
Bir erkek ve bir kadın; davranışları, zevkleri, fikirleri veya tüm kişilikleri açısından birbirlerine ilgi ve yakınlık duyabilirler. Ama kendilerini her beğendikleri şeye sahip olmak zorunda hisseden kişiler için bu karşılıklı ilgi ve çekicilik, cinsel kökenli bir sahip olma arzusunu doğuracaktır. "Olmak" biçiminde bir davranışa ve dünya görüşüne sahip insanlar ise, ilgi duydukları bir erkek ya da kadının yanında bulunmaktan zevk alırlar. Karşılarındakini cinsel yönden de çekici bulabilirler. Ama onlar için mutlu olabilmenin tek yolu, Tennyson'un şiirinde olduğu gibi, "çiçeği koparıp ona sahip olmaktan" geçmez.
Sayfa 154·Kitabı okudu
Alıntı
Taha EKŞİOĞLU isimli okura yanıt verildi
Taha EKŞİOĞLU
Mergen Yemek kültürü, misafirperverlik veya sadakat gibi kavramlar biyolojinin aşılması değil, aksine sosyal birer hayatta kalma ve üreme stratejisi. Doğada tek eşlilik ya da sadakat, romantik bir 'aydınlanma' değil; kısıtlı kaynakların olduğu ortamlarda kaliteli, hayatta kalma şansı yüksek yavrular yetiştirmek için evrimleşmiş biyolojik bir model. Çoğu insan primat kodları gereği çok eşliliğe yatkın ancak toplumlar, kalitesiz popülasyon patlamasını önlemek ve nitelikli bireyler yetiştirmek için tek eşliliği bir norm olarak zorunlu kılmış. Yani sadakat ve emek, biyolojinin reddi değil; neslin kalitesini artırmayı hedefleyen evrimsel ve pragmatik bir mekanizma. İnsan yine biyolojik hedeflerinin kölesi, sadece stratejiyi rafine etmiş.
Herkes yazdıkları için şakşaklanmak istiyor, alıntı yapıp eleştiri yazdığım neredeyse herkes engelliyor veya alıntıladığım yazılarını siliyorlar. Duygusal zekânız bu kadar mı yerlerde? Hiç mi eleştirmiyorlar sizi hayatta? O kadar mı dostsuzsunuz gerçekten? Keyfiniz bilir. Kusur işleyip özür dileyemeyen insan psikolojisi bu. Özür dileyemediği ya da eleştiriyi kaldıramadığı için kimseyle kalıcı gerçek dostluklar kuramayan korkaklar ordusu... Yanıbaşlarındaki "yalakaları, çıkarcıları" dost bellemişlerdir en fazla... Bi kusur oldumu, bir şeyleri kıskandılar mı da hemen onları suçlarlar "hain, sinsi" derler... "Hayatsızsınız siz"...
Duygu ve Düşünce
Taha EKŞİOĞLU
Çok doğru bir tespit ama eksik bir sonuç. Karşındakilerin entelektüel ve duygusal kapasitesi bu kadarken, onlardan bir filozof olgunluğu beklemek senin hatan. Çoğu insan bilgiyi ve sanatı gelişmek için değil, egolarını cilalamak ve sosyal onay almak için bir araç olarak kullanıyor. Kitap okuyorlar ama sadece 'okuyor görünmek' için. Schopenhauer’ın dediği gibi, 'İnsanlar hiçbir şeyi anlamazlar ama her şeyi yargılarlar.' Bu kalitesiz kitleyi karşına alıp onlara sinirlenmek, onlara hak etmedikleri bir değer biçmektir. Kusurlu bir mekanizmadan kusursuz bir çıktı bekleyemezsin.
İnsanı nesneleştirmeden sevmek
Bir erkek ve bir kadın; davranışları, zevkleri, fikirleri veya tüm kişilikleri açısından birbirlerine ilgi ve yakınlık duyabilirler. Ama kendilerini her beğendikleri şeye sahip olmak zorunda hisseden kişiler için bu karşılıklı ilgi ve çekicilik, cinsel kökenli bir sahip olma arzusunu doğuracaktır. "Olmak" biçiminde bir davranışa ve dünya görüşüne sahip insanlar ise, ilgi duydukları bir erkek ya da kadının yanında bulunmaktan zevk alırlar. Karşılarındakini cinsel yönden de çekici bulabilirler. Ama onlar için mutlu olabilmenin tek yolu, Tennyson'un şiirinde olduğu gibi, "çiçeği koparıp ona sahip olmaktan" geçmez.
Sayfa 154·Kitabı okudu
Alıntı
Taha EKŞİOĞLU
Romantizm, insanın kendi bencil arzularını asilleştirme çabasıdır. Birini 'nesneleştirmeden' sevdiğini iddia etmek, sadece mülkiyet arzusunu entelektüel bir maskeyle gizlemektir. Schopenhauer’ın dediği gibi, aşk ve sevgi illüzyonları, türün devamı ve bireyin tatmini için doğanın bize oynadığı bir oyundur. Çiçeği koparmayanlar, genellikle onu koparacak cesareti veya gücü olmayıp, bu yetersizliği 'yüce bir sevgi' olarak pazarlayanlardır.