Bilim kurgu romanlarda, filmlerde bütün mesele yeni bir dünya yaratabilmektir yazan için. Okur veya seyirci için ise önemli olan o dünyaya girebilmektir. Bu romanda ise iki farklı dünya var. Biri bizim bildiğimiz dünyaya çok benziyor, her ne kadar ismi farklı olsa da (Urras). Kapitalizm iliklerine kadar işlemiş bir dünya. Hikayenin burada geçen bölümleri benim için kolay okunan bölümlerdi. Ama buradaki hikaye aslında sıradandı. Bildiğimiz, yalan, dolan, entrika, seks vs. Yazarın oluşturduğu İkinci dünya ise üzerinde gerçekten kafa yorulması gereken bir dünya, Anarres.. Otoritenin olmadığı, tek ilkeleri işbirliği olan bir dünya. Para yok, aile yok, akraba yok, sahiplenilen çocuk yok, evlilik diye bir kurum yok vs. Burada hakim olunan düzen anarşizm. Tabi anarşi deyince (yazarda kitabın arkasında açıklamış) aklımıza gelen vurma kırma, sağı solu bombalamak demek değil aslında. Anarşizmin tek hedefi otoriter devleti kaldırmak (Tabi Anarşizmin bu bombalayan, vuran kıran fraksiyonları da var). Böyle bir sitsem belki de ben anarşist olmadığım için aklıma çok yatmadı. Öyle olunca da kitabın Annares'de geçen bölümlerinde zorlandım. Aslında yazarın Anarres'i sevdirmek gibi bir derdi de yok. Ama Anares'te kurduğu dünyada kıtlık olunca, konu kurak, bereketsiz topraklar üzerinde geçince "nereye düştüm" ben dedirtiyor. Ayrıca böyle bir düzeni günümüzde hele insanoğlunun geldiği son noktayı düşünüce dünyanın herhangi bir bölümüne monte etmek de imkansız. Romanın kesinlikle çok ciddi bir felsefesi var, aynı zamanda politik bir kitap. Bu kitabın türü için "bilim-kurgu ifadesi yetersiz kalacaktır", "Felsefi Bilim-Kurgu" veya "Politik Bilim-Kurgu" demek daha doğru olacaktır. Bir çok inceleme de de belirtildiği gibi bu dünyalara daha hızlı giriş yapmak için romana en arkasındaki