Bugün İhsan Oktay Anar külliyatını bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum ve onun kitaplarına henüz başlamayanları kıskanıyorum. Ama eminim ki ömrüm vefa ederse tüm kitaplarını baştan bir daha okumak istiyorum. Yedinci Gün daha önce başladığım, ama tamamlayamadığım bir romandı. Ama okuyamamamın sebebi o dönemde karmakarışık olan kafamdı. Evet bu roman öyle metroda, otobüste, veya benim yaptığım gibi yoğun iş temposunun olduğu bir dönemde okunacak bir kitap değil. Veya bugün on sayfa, bir hafta sonra 20 sayfa okunacak bir kitap da değil. Başlayıp bir-iki günde bitirmeniz gerekir. Çünkü diğer kitaplarına göre kesinlikle okuması zor ve çok fazla karakter var. Bir hafta sonra okuduğunuzda tekrar bu kimdi diye geriye dönmeniz gerekiyor. Ama bu yazdıklarım sizi korkutmasın, okumaya başlayınca ve karakterlere hızla hakim olduktan sonra elinizden bırakmanız imkansız hale geliyor. Çok zekice yazılmış kurgusu sizi Sultan Abdulhamit döneminden 1930'lara kadar getiriyor. İçersinde din, tarih, bilim, teknoloji ve siyasetle ilgili gözlemler hatta ciddi eleştiriler olması ve bu eleştirileri "hiç belli etmeden!!" yapması, çoğu yerde film seyreder gibi kahkahalar atmanıza, yazarın deyimi ile "çıngıraklı kahkahalar" atmanıza neden oluyor. Özellikle kitap hakkındaki eleştirileri okuduğunuzda özellike din konusunda bazı homurtuları duyabiliyorsunuz, ciddi anlamda bazı kesimleri rahatsız ettiğin görebiliyorsunuz. Bana göre bu eleştiriler yer yer haklı olsada, yazarın bunu yaparken toplumumuzda olan olayları ve kişileri gözlemleyerek bu sonuca vardığını, yani olanı yazdığını düşünüyorum. Sonuç olarak; İhsan Oktay Anar'a yeni başlayacaklar için okunacak ilk kitap değil belki ama, mutlaka okunması gereken kitaplar arasında olmalı....