Hiçbir şeye hayatım boyunca tahammül etmedim. Ama hayatta olmak her şeye tanık olmayı ve ses edememeyi onu beğenmem zannetti. Bu onun yanlış anlaması, zehabıdır. Ses de ettim, ama ses acaba nedir? Kulağın duyduğu mudur, kalbin onayladığı mı?
Ah bu sükût, bu ömrümü eriten ve beni sonsuz uğultuların cevelanına atan sükût. Nereye bir sözle eğilsem, ne vakti bir hayalle eğsem, kime gözlerimi yumsam da açsam beni bekleyen hep bu sükût. Öyle mi? Sükût. Değil mi? Sükût. Ah sükût, sendeki gürültü ve söyleniş, kahkaha ve istihza beni sağır ederdi de neden acaba etmedi, yoksa etti mi?
En uyanık halimle uyudum. Aldatılmada insandan umudu kesmenin eşsiz huzuru vardı. İnsandan kesilen umut, tanrıya yaklaştırıyordu. İnsandan ve dünyadan bir şeyler ummak, hele bulmak hatta olur ki sürprizlerle karşılaşmak ise eh artık başkaya gerek bırakmıyordu. Böyle bırakılıp unutuluverenin, tekrar bulunma umudu, bulunup değerli sayılma umudu ya da artık kaybolup tükenme umudu...Ah aldatılmak, hiçbir kucak bütünümü böyle sarmadı.