Bir dostla sohbet eder gibi başlayan roman, ardından sırasıyla, bir ihtiyarın hikayelerinden dinlediğim nasihatlere, sonrasında ise o ihtiyarın başlangıçta sohbet ettiğim genç dostum olduğunu farket ettipim ve onunla birlikte sürüklendiğim bir serüvene dönüştü. Bu serüvene çıkmada evvel ise bize; insanın yaşamı anlamlandırmak ve hikayelerinde kendini aklamak için anılarını ve hafızasını nasıl manipüle ettiğini çok güzel aktardı. Nihayetinde hayatta olmayı istediğimiz, ya da çevremizdekilerin bizi gördüğü kişiler değilizdir, olduğumuzu sandığımız kişilerizdir. İnsan, hayat gibi kendini de algıladığı kadar tanır ve bu algı herkesin kendi gerçekliğini oluşturur. Her birimiz bundan ötürü paralel gerçekliklerde yaşarız. Algı ise kolaylıkla manipüle edilebilir ve bu paralel gerçekliklerin sayısını sonsuza kadar ulaştırabilir. Eserin hikaye anlatıcılığındaki samimi, sıcak ve dostane tavır da tüm bunların okuyucuya daha fazla geçmesini sağlıyor. Bir Son Duygusu, hikayenin sonunu değil, sonun varlığını ve her zaman da var olacağını algılamamızı sağlıyor.
Çoğumuz için, ilk aşk deneyimi, bu deneyim başarısızlıkla sonuçlansa bile -belki de özellikle başarısızlıkla sonuçlandığında- yaşama geçerlilik kazandıran, onun yaşanmaya değer olduğunu doğrulayan bir vaadi içerir.
Birisi bir zamanlar tarihte en sevdiği zamanların her şeyin çöktüğü zamanlar olduğunu söylemişti çünkü bu, bir şeylerin doğmakta olduğu anlamına geliyordu.