"Kaç parmağımı görüyorsun, Winston?"
"Dört."
"Peki, Parti dört değil de beş diyorsa, o zaman kaç?"
"Dört."
Winston acıyla inledi. Kadranın ibresi elli beşe çıkmıştı. Kolu geri çekti. Acı biraz hafifledi.
"Kaç parmak görüyorsun, Winston?"
"Dört."
İbre altmışa yükseldi.
"Şimdi kaç parmak, Winston?"
"Dört! Dört! Başka ne diyebilirim ki? Dört!"
İbre yeniden yükselmiş olmalıydı.
"Kaç parmak var, Winston?"
"Dört! Kesin şunu, kesin! Nasıl yaparsınız? Dört! Dört!"
"Kaç parmak, Winston?"
"Beş! Beş! Beş!"
"Hayır, Winston, yararı yok. Yalan söylüyorsun. Hâlâ dört olduğunu düşünüyorsun."