Lev Nikolayeviç Tolstoy " İvan İlyiç'in Ölümü " isimli eserinde, İvan İlyiç isimli kahramanın hazin öyküsüne değinerek, aslında insanoğlunun acınası ve dramatik yaşamını gözler önüne sermiştir. Kurguda ki kahramanın çocukluğundan başlayarak yaşamının son anına kadar, yaşanmışlıklara kısa betimlemelerle değinerek, nasıl da gerçek hayatta yaşam mücadelesi veren insanoğlunun para, mevki ve ihtirasları uğruna, harcadığı hayatlarına dem vurmuş.
Yaşam ve ölüm...
Aslında ayrılmaz bir bütünün iki parçası. Hal böyle iken insanoğlu sanki hiç ölmeyecekmiş gibi sarılır, fani dünyanın nimetlerine. Hep bir istek, hep bir heves uğruna, ömürler heba edilir. Peki! O zaman, sevdiklerimiz ya da bizi sevenler hayatımızın neresinde! Gerçekten sevdik mi? Gerçekten sevildik mi? Yoksa bir yanılsamadan mı ibaret, bütün yaşadıklarımız. Sorular... Sorular... Artarak çoğalan bir sürü cevapsız sorular...
Kim bu soruların cevabını verebilir ki! Oysa hayatı anlamlı kılan, değer verdiğimiz sevdiklerimiz ve onlar tarafından sevilme arzusu. Gerisi laf-ı güzaf...
Tolstoy kahramanı vasıtasıyla sorgulamış hayatı ve biz okurların da sorgulamasına vesile olmuş. Hayat uğruna verilen ödünlere ve bu ödünleri verirken de nelerden vazgeçildiğini yansıtmış okura. Rüzgârın önünde savrulan bir yaprak misali, bir hiç uğruna kayıp giden hayatların yok olmasına dem vurmuş. Kaçımız elimizdekilerin değerini bilip, azla yetiniyoruz ki! Bizde İvan gibi, mevki ve kariyer uğruna çaba sarf etmiyor muyuz?
İvan İlyiç 45 yaşında, hayatını dolu dolu yaşamış, neşeli ve nüktedan bir mizaca sahip bir mahkeme üyesidir. Ailesine daha iyi bir geçim sağlamak için önem verdiği sevdikleri uğruna, kendi hayatını hiçe saymıştır. Ölümü de tıpkı yaşamı gibi, yalnızlık içinde son bulmuştur. Eşi ve çocuklarına rağmen!... Hatta kıymet