Ben, içimde ölen insanların yasını tutmuyorum, en ufak pişmanlık duymuyorum, zerre suçluluk hissetmiyorum. Yüreğimde bir mezar yeri bile vermiyorum onlara ve vicdanım çok rahat. Çünkü öldüren ben değildim, içimde intihar etmeyi onlar seçti.
Zavallı genç memur, yaşadığı şu kısa ömründe insanların ne kadar da acımasız olduklarını, sözde kibar olduğu düşünülen eğitimli ve sosyetik kişilerin içlerinde sonsuz kötülükler barındırdığını görerek ürperir, yüzünü elleriyle kapatırdı. Tanrım! En kötüsü de, insanların dürüst ve asil olarak değerlendirdikleri kişiler yapıyordu tüm bunları...
Kovalev mutluluktan neredeyse kahkaha atacaktı. Ama bu hayatta hiçbir şey uzun sürmez; ikinci kez duyduğu mutluluk da, ilkine oranla pek cansızdı. Üçüncü kez duyacağı mutluluk biraz daha zayıflayacak, en sonunda da yok olup gidecekti. O da eski ruh haline dönecekti, tıpkı taşların suda sektirilmesiyle oluşan halkaların bir süre sonra kaybolması gibi...