Hayattan aldığımız her zevki ona muadil bir ıstırapla ödediğimizi bildiğim için, hiçbir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felaketten korkmuyordum. #9418548
Peyami Safa
MELIBEA: O halde, tekrar genç olmak ister miydin?
CELESTINA: Gündelik işlerden yorulan yolcunun, bulunduğu noktaya gelmek için yolculuğa tekrar başlamak istemesi tam bir çılgınlık olurdu, küçük hanım. Ayrıca hiç kimse bir yıl daha fazla yaşayamayacak kadar yaşlı ya da hemen bugün ölemeyecek kadar genç değildir.
Başkası olamazsın. Ama kendin olmanın ne demek olduğunu da bilmiyorsun.
1990 yılında yayımlanan ve yayımlandığında ilk yayınevi olan Can Yayınları’nın çok fazla tanıtım yapmamasına rağmen okurunu bulmuş ve çokça ses getirmiş, “yaşayan ve oldukça katmanlı bir roman” Kara Kitap.
Neden yaşayan ve katmanlı derseniz okudukça, okuyanın zihninde bambaşka kapılar açan, okudukça okuduğunuz metnin şekil değiştirmesiyle bizim de farklı bakış açıları elde etmemizi sağlıyor.
Kitap genel olarak zor bir kitap. Zorluğu dil ve anlatım bakımından değil belki ama anlam katmanları açısından okuru sürekli düşünmeye zorluyor. Ben bu kitap için çokça eyvah eyvah çok zor, okunmuyor gibi yorumlar duydum ama ben okurken zorlanmadım fakat anlamlandırma durumu kolay değil, verdiği referanslar, atıfta bulunduğu olaylar, kitaplar hakkında fikir sahibi değilsek anlamlandırmak da zor tabii.
Orhan Pamuk’un roman karakterleri konusunda düşüncem; Pamuk yarattığı hiçbir karakteri ile tam olarak bağ kurmamıza izin vermiyor gibi. Yani örneğin Tehlikeli Oyunlar’da Hikmet ile sıkı bir bağ kurabiliyoruz veya Çalıkuşu’nda Feride ile. Böyle çokça karakter sayabiliriz ama Pamuk karakterleriyle okur arasında bilinçli bir mesafe bırakıyor gibi. Onları içeriden değil, çoğu zaman dışarıdan gözlemliyoruz.
Orhan Pamuk’un kitaplarını okudukça İstanbul’u daha da iyi tanıyoruz ve belki de şehrin içinde görmediğimiz onlarca şeyi bizlere kitaplarla gösteriyor. Bu kitapta da Galip ile beraber İstanbul’un bütün sokaklarını geziyoruz.
Kara Kitap bir arayış romanı.
Bir şehri, bir kimliği, bir dili, hatta bir milleti arayışın romanı. Beni en çok etkileyen tarafı da buydu zaten. Okudukça hikayeyi takip etmekten çok, metnin içinde dolaşmaya başladım. Zaten bir yanda Celal’in köşe yazıları, diğer yanda Galip’in arayışı.