Selman Ç.

Selman Ç.
Hayattan aldığımız her zevki ona muadil bir ıstırapla ödediğimizi bildiğim için, hiçbir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felaketten korkmuyordum. #9418548 Peyami Safa
11 Ekim
1.131 kütüphaneci puanı
2331 okur puanı
Ocak 2016 tarihinde katıldı
Eski dünyanın erdemleri yeni dünyanın içinde bir yük haline gelir
Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2026 22:45
Albay Chabert’i Marias’ın Karasevdalılar kitabını okurken tanıdım. Marias oldukça fazla atıfta bulunmuştu bu kitaba ve hikayesi de çarpıcıydı. Kitapla böyle tanışmış oldum. Benim için Albay Chabert romanı, sadece bir geri dönen adam hikayesi değil; insanın toplum karşısında nasıl silinip yok olabildiğini gösteren bir metin. Tabii bu geri dönüşün öncesi, yaşanan savaş durumu vs ayrı bir hikaye. Romanı okurken en çok hissettiğim şey: Bir insan gerçekten ne zaman ölür? Bedeni toprağa girdiğinde mi, yoksa toplum veya sevdikleri onu unutup yerine başkasını koyduğunda mı? Balzac bu romanda Albay Chabert’in dramını anlatırken aslında Napolyon dönemi sonrası Fransa’nın ahlaki çöküşünü, sınıf değişimlerini ve çıkar ilişkilerinin insanı nasıl dönüştürdüğünü de gösteriyor bize. Balzac bir Napolyon hayranı. “Onun kılıçla başardıklarını ben kalemle başaracağım.” gibi bir hedefi vardı. İnsanlık Komedyası adını verdiği eserleri ile de sanırım bunu başarmıştır diye düşünüyorum. Bu eser de o eserlerde biri. Romana geçecek olursak, spoiler olacak biraz, bilginiz olsun. Çünkü bu hikayeden bahsederken ister istemez bunu yapıyorum. Hikayenin merkezinde Albay Chabert var. Adam savaşta (Eylau Muharebesi’nde) ölü sanılıyor, toplu mezara atılıyor. Ama bir şekilde hayatta kalıyor ve yıllar sonra Paris’e geri dönüyor. Buraya kadar kulağa epik bir kahramanlık hikayesi gibi gelebilir ama asıl trajedi bundan sonra başlıyor. Yani Chabert aslında fiziksel olarak hayatta ama sosyal olarak tamamen “ölü”. Chabert geri döndüğünde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görüyor. Karısı onu ölü kabul etmiş, yeniden evlenmiş, çocukları olmuş ve eşinden dolayı yeni bir kimlik, statü edinmiş. Chabert’in yaşadığı şey bir kimlik yok oluşu. Adam sadece eşini değil,
Edebiyat & Roman
Albay ChabertHonore de Balzac · Varlık Yayınları · 2019618 okunma
Reklam
Gerçek, onu anlatabildiğimiz kadar vardır.
Puan vermedi·284 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 01:37
Edebiyatı sevip, yazarların nasıl anlattığını, dili nasıl kullandığını gerçekten merak eden ve okumalarını bu şekilde yapan birinin Marias okuyup sevmemesi mümkün değil diyerek başlamak istiyorum. Karasevdalılar da tam olarak böyle bir roman. Marias’ın insana dair anlattıklarını, yaptığı tespitleri okuyunca bir insan bunca şeyi nasıl görebilir, hadi gördü nasıl bu kadar gerçekçi anlatabilir diyorsunuz. Anlattığı her karakteri sanki tanıyormuşsunuz gibi, yani etrafınızda olan insanları, onların davranışlarını sizinle olan iletişimini sanki size anlatıyor ve sizin görmediğiniz, fark etmediğiniz tarafları ile anlatıyor. Çok acayip yaa. Ben her seferinde hayran kalıyorum. Yine öyle oldu. Okumadığım çok az kitabı kaldı ama tekrar tekrar okurum kesin. En sevdiğim yazarlar arasına girmişti zaten, şimdi iyice tescillendi. Romanı bitirdiğimde verdiğim ilk tepki “Çok iyi roman bee” oldu. Ama mesele sadece iyi olması değil; okurken sık sık durup hayran kaldığım anlar oldu. Marías, bu romanda okuru içine çeken, kaçmanın mümkün olmadığı bir düşünce labirenti kuruyor. Ve o labirentin sonunda elimizde ne kesin bir doğru kalıyor ne de net bir yanlış. Roman, anlatıcının (Maria) her sabah bir kafede gözlemlediği bir çiftle başlar. (Luisa ve Desvern) Bu çift, Maria’nın zihninde ideal bir ilişkinin temsiline dönüşüyor. Ancak burada kurulan şey bir gerçeklik değil, Maria’nın zihninin yarattıklarıdır. Maria’nın gördüğü şeyler sınırlıdır; fakat zihni bu sınırlı veriyi tamamlar, genişletir ve nihayetinde bir hikayeye dönüştürür. Asıl mesele ise; Biz başkalarının hayatlarını nasıl hayal ederiz, nasıl yanlış anlarız ve nasıl kendimize göre yeniden yazarız? Aslında “Görmek, bilmek değildir.” dersek yerinde bir tespit olur. Roman ilerledikçe, Maria’nın kurduğu bu “mükemmel” anlatının
Edebiyat & Roman
KarasevdalılarJavier Marias · Yapı Kredi Yayınları · 20221,112 okunma
Bizi biz yapan onlarca şey varken kendin olabilmek ne zordur…
Puan vermedi·460 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2026 22:49
Başkası olamazsın. Ama kendin olmanın ne demek olduğunu da bilmiyorsun. 1990 yılında yayımlanan ve yayımlandığında ilk yayınevi olan Can Yayınları’nın çok fazla tanıtım yapmamasına rağmen okurunu bulmuş ve çokça ses getirmiş, “yaşayan ve oldukça katmanlı bir roman” Kara Kitap. Neden yaşayan ve katmanlı derseniz okudukça, okuyanın zihninde bambaşka kapılar açan, okudukça okuduğunuz metnin şekil değiştirmesiyle bizim de farklı bakış açıları elde etmemizi sağlıyor. Kitap genel olarak zor bir kitap. Zorluğu dil ve anlatım bakımından değil belki ama anlam katmanları açısından okuru sürekli düşünmeye zorluyor. Ben bu kitap için çokça eyvah eyvah çok zor, okunmuyor gibi yorumlar duydum ama ben okurken zorlanmadım fakat anlamlandırma durumu kolay değil, verdiği referanslar, atıfta bulunduğu olaylar, kitaplar hakkında fikir sahibi değilsek anlamlandırmak da zor tabii. Orhan Pamuk’un roman karakterleri konusunda düşüncem; Pamuk yarattığı hiçbir karakteri ile tam olarak bağ kurmamıza izin vermiyor gibi. Yani örneğin Tehlikeli Oyunlar’da Hikmet ile sıkı bir bağ kurabiliyoruz veya Çalıkuşu’nda Feride ile. Böyle çokça karakter sayabiliriz ama Pamuk karakterleriyle okur arasında bilinçli bir mesafe bırakıyor gibi. Onları içeriden değil, çoğu zaman dışarıdan gözlemliyoruz. Orhan Pamuk’un kitaplarını okudukça İstanbul’u daha da iyi tanıyoruz ve belki de şehrin içinde görmediğimiz onlarca şeyi bizlere kitaplarla gösteriyor. Bu kitapta da Galip ile beraber İstanbul’un bütün sokaklarını geziyoruz. Kara Kitap bir arayış romanı. Bir şehri, bir kimliği, bir dili, hatta bir milleti arayışın romanı. Beni en çok etkileyen tarafı da buydu zaten. Okudukça hikayeyi takip etmekten çok, metnin içinde dolaşmaya başladım. Zaten bir yanda Celal’in köşe yazıları, diğer yanda Galip’in arayışı.
Edebiyat & Roman
Kara KitapOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202511,6bin okunma
Aşk, kaybı inkâr eden hafızanın en güzel yalanı mı?
10/10
·516 syf.··
Beğendi
·
2019 47. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2019 23:25
Aşk sandığımız şey, belki de kaybetmeyi kabullenemeyen bir hafızanın inşa ettiği en güzel yalandır. İnceleme biraz uzun, şimdiden söyleyeyim; ama yerinde olsam ben okurdum. :) Hadi başlayalım… Romanı okuyalı epey zaman oldu. Dizi çıkınca hem diziyi izledim hem de kitaba yeniden göz attım. Bu romanı her düşündüğümde aklıma ilk gelen şey bir aşk hikâyesi değil; bir insanın kaybı kabullenemeyişinin hikâyesi oluyor. Kemal’in Füsun’a duyduğu şeyin adını koymak zor. Aşk demek kolay ama yetersiz. Saplantı demek açıklayıcı ama eksik. Bence bu roman, aşk ile sahip olma arzusu arasındaki o karanlık sınırda dolaşıyor. Aslında bu konu çok detaylı işlenebilir. O dönemin aşklarını günümüz bakış açısıyla değerlendirmek veya değerlendirmemek, o zamanki davranışları bugünün normlarıyla karşılaştırmak… Üzerine konuşulacak çok şey var. Ancak oralara çok girmeyeceğim. Ayrıca Orhan Pamuk bu romanda bize sadece Kemal ile Füsun’un ilişkisini anlatmıyor; dönemin İstanbul’unu, sınıf farklarını, hatıraların nesnelere nasıl yapıştığını ve insanın kendi kendini nasıl yavaş yavaş tükettiğini de gösteriyor. Eğer bu romanı yirmili yaşlarımda okusaydım belki bir aşk romanı derdim ya da daha fazla romantize edebilirdim. Ancak şimdi tam olarak bir “aşk romanı” diyemiyorum. Evet, ortada bir aşk var ama nasıl bir aşk? Kemal’in Füsun’a duyduğu şey sevgi olmaktan çok bir sahip olma isteği ve kaybetme korkusunun büyüttüğü bir saplantı gibi geliyor bana. Nişanlı olduğu hâlde Füsun’la ilişki yaşaması, onu kaybettikten sonra yıllarca hayatını onun çevresinde kurması, aslında kendi içindeki boşluğu doldurma çabasını gösteriyor. Kitabı okurken Kemal’e ciddi anlamda sinir olmuştum. Onun aşkı romantik değil; bencil ve sahiplenici. Füsun’u bir özne olarak değil, kendi duygusal eksikliğini dolduracak bir
Edebiyat & Roman
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
İyi niyet her zaman iyi sonuçlar doğurur mu?
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 19:28
Kralın Laneti, yüzeyde sade bir hikaye gibi görünse de derine indikçe insanın iç dünyasını, iyilik–kötülük sınırını ve vicdan kavramını sorgulatan oldukça yoğun bir roman. Will Heinrich bu eserinde büyük olaylardan çok, bireyin iç çatışmalarına odaklanıyor. Romanın merkezinde Joseph adlı yalnız bir adam var. Joseph geçmişte ressam olmayı istemiş, fakat bu hayalini yarım bırakıp hukuk alanına yönelmiş biri. Hayatında birçok kopukluk var: sanatı bırakmış, duygusal olarak içe kapanmış ve toplumdan uzaklaşmış. Bir miras sayesinde kuzeyde, küçük ve ıssız bir kasabaya yerleşmesiyle hikaye başlıyor. Yazar bu ıssız kasabayı bana göre özellikle seçiyor, yarattığı karakterin içindeki boşluğu ve yalnızlığı doğayla çevrili ama insanlardan uzak bir ortamla yansıtıyor. Joseph’in hayatı, evinin verandasında yaralı halde bulduğu Abel isimli çocukla tamamen değişiyor. Joseph çocuğa yardım ediyor, onu evine alıyor ve korumaya çalışıyor. Başta bu durum basit bir merhamet hikayesi gibi görünse de ilerleyen bölümlerde olayların çok daha karmaşık olduğu ortaya çıkıyor. Joseph bana göre romanın en güçlü yönlerinden biri. Çünkü “iyi” olduğunu düşünen ama aslında kendi içindeki boşluğu doldurmaya çalışan bir karakter. Abel’e yardım etmesi saf bir şefkatten çok, kendi yalnızlığını telafi etme çabası gibi duruyor. Bu da romanın temel sorularından birini doğuruyor: Birine yardım ederken gerçekten onu mu düşünüyoruz, yoksa kendimizi mi? Burada kitaptaki şu bölümü paylaşmak bu yorumu da destekleyecek. Yazar da romanın için de Joseph karakteri üzerinden bu sorgulamayı yapıyor. __“İnsanları değerlendirmekte pek başarılı değildim; en azından bir odanın içindelerse. Yargıç olmadığım için şanslıydım doğrusu. Kırıcı olmamak için açıkça ikiyüzlü davranmaya gerek olmasa da, görüşme sırasında ya da
Edebiyat & Roman
Kralın LanetiWill Heinrich · Jaguar Kitap · 20241,790 okunma
Reklam