Ütopistlerin, genelde yüzlerini topluma çevirdiklerini söyleyebiliriz. Fakat önceden de söylediğimiz gibi, burada ilginç olan nokta, ütopist mimar-şehircinin iktidara değil de toplum için çizmesine rağmen, bu kez mimar şehircinin kendisi "mimar-demiurgos" olarak iktidara yerleşmektedir.
Despotlar kendilerini "mimar" olarak görmektedirler, çünkü "toplumun mimarı" olarak, biçimlendirmek istedikleri insanları, bu insanlara uygun yapılarda, kentlerde biçimlendireceklerdir.
Endüstrileşmenin sıcak yılları geçip, yeni uygarlığın, günde on altı saat çalışan çocuklar ve makineler arasında doğuran kadın işciler üzerinde fazla yükselemeyeceği anlaşılınca, çalışma hayatıyla ilgili olduğu gibi konut sorunuyla ilgili olarak da bir takım reformlara girişildi.