Çocuk gelişmek ve kendi bireysel benliğini o benliği sınırlamakta olan eski bağlardan kurtulmuş şekliyle dile getirmek amacıyla daha özgür hale gelir. Ama çocuk aynı zamanda, ona güvenlik ve dayanak vermiş olan bir dünyadan daha fazla kopar. Bireyleşme süreci, gücün artmasıyla, kendi bireysel kişiliğinin bütünselliğinin gelişmesini gerektirir ama bu aynı zamanda başlangıçtaki başkalarıyla bir olma durumunun yitirildiği ve çocuğun onlardan giderek daha kopuk hale geldiği bir süreçtir. Bu artan kopma, terk edilmiş niteliği taşıyan ve yoğun bir kaygı ve güvensizlik duygusu yaratan bir soyutlanmayla da sonuçlanabilir; eğer çocuk dünyayla yeni ve farklı bir bağ kurma olgusunun gerekleri olan içsel gücü ve üretkenliği geliştirme yeteneğini göstermişse, başkalarıyla yepyeni bir yakınlık ve dayanışma niteliği gösteren bir konumda bulabilir kendini.
Eğer ayrılma, kopma ve bireyleşme yönünde atılan her adım, bunların karşılığı olan benliğin gelişmesi evreleriyle eşleşebilseydi, çocuğun gelişmesi çok uyumlu olurdu. Ama bu pek olmaz. Bireyleşme süreci otomatik olarak gerçekleşirken, benliğin gelişmesi, birçok bireysel ve toplumsal nedenlerden ötürü kösteklenir. Bu iki gidiş arasındaki boşluk, dayanılmaz bir soyutlanmışlık ve güçsüzlük duygusu yaratır, ve bu da daha sonra kaçış mekanizmaları diye tanımlanacak olan ruhsal işleyişlerin oluşmasına yol açar.
Kendi iradene ve onuruna uygun şekilde özgür olasın diye, kendi yaratıcın olasın, kendini inşa edebilirsin diye, seni ne ilahi, ne dünyevi, ne ölümlü, ne de ölümsüz yarattık. Kendi özgür iradene bağlı bir büyüme ve gelişme yetisini yalnızca sana verdik. Sen, içinde evrensel bir yaşamın tohumlarını taşıyorsun.
Pico della Mirandola
Oratio de Hominis Dignitate
İnsanların büyük çoğunluğu bağımsız olma, akılcı, nesnel olma olgunluğuna henüz erişemediler. İnsan oğlunun kendisiyle başbaşa olduğu, kendisinin dışında, yaşama anlam verecek hiçbir yetkenin bulunmadığı olgusunu kabullenmek için mitlere ve tanımlara gerek duyuyorlar. İnsanoğlu usdışı yıkıcılık tutkularını, nefret, kıskançlık, öç alma duygularını bastırıyor; yetkeye, paraya egemen devlete, ulusa tapıyor; öte yanda insan ırkının büyük tinsel liderlerinin, Budha'nın, peygamberlerin, Sokrates'in, İsa'nın, Muhammed'in öğretilerine sahte bir bağlılık gösteriyor - bu öğretileri bir batıl inançlar ve putperestlik ormanına dönüştürmüş bulunuyor. İnsanlık zihinsel teknik alandaki aşırı olgunlukla coşkusal gerilik arasındaki bu uyuşmazlıktan dolayı kendi kendini yok etmekten nasıl sakınabilir?
Fikir kendi başına bir güç değildir. Bilinçte tek başına olsa bir güç haline gelebilirdi ama orada duygusal hallerle çatışma içinde
bulunduğundan, mücadele etmek için kendinde eksik olan gücü duygulardan ödünç almaya mecburdur.