-Ama onu bağlamazsan alır başını gider, kaybolur...
-Nereye gidecekmiş ki!
-Bir yerlere işte. Burnunun dikine...
-Benim yaşadığım yer öyle küçük ki bir şey olmaz!
Burnunun dikine pek uzağa gidemezsin...
Haddi hesabı yok artık, genç delikanlıların güzel kızların bedenlerine sahip olmak için söyledikleri şehvet kokan yalanların! Aşk, bu yalanların üzerine garnitür olarak konulan ucuz bir süs olmuş!
Ben aşkın tılsımına kapılmış bir büyücü şairim; durmadan remil döker, tarot açarım. Elime ne zaman bir ephemeris geçirsem yıldızlara bakarım, yinede en ufak bir ümit göremem senin beni seveceğine dair; çünkü sen hiç yoksun, hiç doğmamıştın acılı bir Mart sabahı işgal altındayken tüm Dünya...
Yine de oturup boş kağıtlara kocaman hayallerimi yazmaya kalkıştım sık sık. Ne zaman yazmaya kalksam hayallerimi karanlık giderek daha da bulanıklaşarak karamsarlaştırdı bir çeyize dantel işler gibi işlediğim tüm düşlerimi ve papirüsün icadından bu yana hiç bu kadar çok gözyaşına tanık olmamıştı kağıtlar.