"Ne büyük acı vatansız kalmak hatta vatansız olmak. Gönlünün dolu dizgin koştuğu ülkelerin bir kıyısının bile olmaması...
Sırtında Rus üniformasıyla Kırım için savaş...
Sırtında Alman üniformasıyla Türkistan için savaş...
Bağrın Hilâl uğruna ay yıldızın aşkıyla yanarken, göğsünde gamalı haç, kızıl yıldız taşı...
Allah'ım sen bizleri vatansız,milletsiz bırakma. Hilâl'in gölgesini üzerimizden eksik etme... "
Kitap Cengiz Dağcı'nın Korkunç Yıllar kitabının devamı. Sadık Turan'ın, arkadaşlarının ve ailesinin 2. Dünya Savaşı'nda oradan oraya savruluşunu anlatıyor tabiri caizse. Alman esir kamplarından kurtulan Sadık Turan Türkistan sevdalısı bir dernekte Türkistan'ın bağımsızlığı için Almanya safında Rusya'ya karşı savaşırken buluyor kendini. Dava büyük, güzel ama ah işte o ama gerçekleşmesi mümkünmüydü böyle bir hayalin? Savaşı Almanya kazansa farklı olur muydu? Bu kadar acıya, ölüme, eziyete değerdi belki o zaman. Kitabı hep bu düşüncelerle okudum.
İlk kitaptan beri beni rahatsız eden düşünceden sıyrılamadım. Yakıştıramadım bir türlü Türkistan diye inleyen gönüllere Rus, Alman üniformasını. Hep bir iman ateşi aradım ama o topraklarda yetişmiş erlerin rakı sofralarını yadırgamamam gerekiyordu belki. Aslında beni rahatsız eden kitap değil aklımın bildiğini gönlümün kabul etmemesiymiş.
Hatıra kitabı olarak yazılan bu iki kitap savaştan sonra bir erin ruhsal sıkıntılarını da güzel işlemiş. Savaşın bitmesiyle psikolojik savaşın bitmediğini gözler önüne sermiş.
Kitabı okurken oluşan ruh yorgunluğunu bu incelemeyle raflara kaldırıyorum...