2024 yılının Haziran ayı sonlarında okuduğum Sevdalım Hayat, benim için yalnızca bir biyografi değil, aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine içeriden bakan samimi bir anlatı oldu. Zülfü Livaneli, bu eserinde kendi hayatını anlatırken aslında tek bir insanın hikâyesinden çok daha fazlasını sunuyor; yaşadığı dönemin siyasi, kültürel ve toplumsal kırılmalarını, kendi deneyimleriyle iç içe geçirerek okura aktarıyor. Kitabı okurken en çok hissettiğim şey, bu anlatının yapaylıktan tamamen uzak oluşuydu; sanki bir kitap okumuyor da bir çay bahçesinde oturmuş, Livaneli ile sohbet ediyormuşum gibi bir akışın içindeydim. Anlatımın bu kadar içten ve dürüst olması, metni sadece akıcı kılmakla kalmıyor, aynı zamanda güvenilir de kılıyor. Özellikle tarihsel ve siyasal olayların, bireysel bir yaşam öyküsüyle bu kadar dengeli bir şekilde harmanlanması kitabın en güçlü yönlerinden biri; çünkü ne kuru bir tarih anlatısına dönüşüyor ne de sadece kişisel bir hatırat olarak kalıyor. Livaneli’nin yaşadıkları üzerinden aslında hepimizin bir şekilde tanıdığı, bildiği ya da hissettiği duygulara temas edilmesi, kitabı daha da evrensel bir noktaya taşıyor. Okurken zaman zaman kendimi, işinde yorulmuş ama dimdik duran bir insanın içinde, bazen hayalleri ertelenmiş ama vazgeçmemiş bir gencin yerinde, bazen de kırılmış ama zarafetini kaybetmemiş bir ruhun yanında buldum. Bu yönüyle eser, sadece bir yaşam öyküsü değil, aynı zamanda insanın kendini anlamaya dair bir yolculuğu. Açıkçası herkesin kitaplığında bulunması gerektiğini düşündüğüm, okuyanı asla pişman etmeyecek bir eser; çünkü Livaneli bu kitapta yalnızca kendi hayatını anlatmıyor, aynı zamanda bize, tüm kırgınlıklara rağmen hayata nasıl “sevdalım” denebileceğini de gösteriyor.