Z <3 11.06.2026
Mâzi tarlasının hâsılâtının, mürûr-i zaman süzgecinde un ufak olup nisyân derelerinde inhilâle maruz kalmaktan, ehemmiyeti ve müessiriyeti sebebiyle kurtulması kanaatimce icab etmiş olan kısmıdır yazdıklarım.
Kâbe, evvela istikametten münezzeh olan Allah'a döneceklere mahsus, yeryüzünde bir nokta. Evet, bir madde noktası üzerinde, madde ötesi manaların en azametlisini görmek isteyen, Kâbe'ye dönsün...
Yıkıldım. Sevgi üzerime çöktü. Sevgi ile kurguladıklarımın yıkıntıları üzerime çöktü . Sevilen ben değildim . İnsanlar önce kendi nefislerini seviyorlardı. Kendileri için seviyorlardı. Kendi menfaatleri için. Artık sınanmamış sevgilere güvenmiyordum.
Birisini sevdiğimi anladığımda onu sevmedigimi anlamam ilk düş kırıklığımdı. Birisi tarafindan sevildigimde sevilenin ben olmadığını anlamam ikinci düş kırıklığı olmuştu. Sevdiğim şeyleri severken, ondaki özellikleri seviyordum. Güzelliği seviyordum, ondaki meziyetleri, yetenekleri, kemali, iyiliği, ihsanı, cömertliği seviyordum. Birisi beni sevdiğini söylerken bendeki özellikleri seviyordu aslında. Hiçbir varlıktaki özellikler onun kendisine ait değildi. Güzel bir yüzdeki güzellik yokluktan yaratılmıştı. Güzel bir yüzü severken, onun karşısında hayran olurken hayran olunan o güzelliği yaratan değil miydi aslında? Bir insandaki yeteneği överken, hayran olurken, hayran olunan onu Yaratan değil miydi? Yaratıcı adına sevilmeyen her güzellik, her yetenek boşa gitmiş, tükenmiş, övünüp bitmişti.
Bütün sevgiler, Yaratıcının yaratıklarda yansıyan güzel özelliklerine idi aslında. Sevgi de Yaratıcının verdiği bir ihsandı. O'na aitti. Kendisinin bilinmesi, tanınması, sevilmesi için vermişti.Bu açıdan hayatta her an sınanıyorduk. Her ilgi, her sevgi, verilen her şey, alınan her şey bir sınamaydı. Sabahın şafağı bir sınama. Gecenin karanlığı bir sınama. Kucağımıza konan her çocuk bir sınama. Her musibet, her dert, her tasa bir sınama. Her öfke bir sınama. Bize duyulan her sevgi, her ilgi, her şefkat bir sınamaydı. Sevmeye vesile her ne var ise, O'nun yaratmasaydı. Ama bunu nefsimiz kendine mâletmek istiyordu
Yillardır sevme ve sevilme çabaları ile yoruldum. Kendi sorunumu kendimde hiç farkedemedim. Sevme ve sevilmede ne hata vardı ki? Sonra bu insanın elinde de degildi. Ben masum bir duygunun peşindeydim. Sevme ve sevilme yanlış bir duygu olamazdı. Ama niye yanında acıyı taşıyordu? Niye yoruyordu insanı? Niye her zaman istediğinizi elde edemiyordunuz? Masumca sevgiler neden karşılık bulmuyordu? Bulunan karşılıklar neden bir köpüğün ömründen daha kısaydı? Yillarca kimbilir kaç kere yaşamıştım. Sevmek istediklerim beni sevmemiş, beni sevmek isteyenleri ben sevmemiştim. Ne onları çözebildim, ne de kendimi. Yine de sevgiye olan güvenim hep devam etti.
Diyalogda kullanılan kelimelere, taraflar aynı anlamı değil de farklı anlamları yüklerlerse fikir karışıklıklarına yol açılır, sonuç olarak anlaşma olmaz, doğruyu ortaya koyma imkansızlaşır. Toplum hayatında görülen fikir kavgalarının, tarafların iyi niyetlerine rağmen, bir anlaşmaya varamamalarının, başta gelen nedenlerinden birisi, özdeşlik ilkesine uymamadır. Tartışmaların verimli olabilmesi için, kullanılan terimlerin tanımlarında fikir birliğine varmak, tartışma boyunca kullanılan terimlere, Üzerinde anlaşmaya varılan tanımdan farklı bir anlam vermemek gerekir.