Z <3 11.06.2026
Mâzi tarlasının hâsılâtının, mürûr-i zaman süzgecinde un ufak olup nisyân derelerinde inhilâle maruz kalmaktan, ehemmiyeti ve müessiriyeti sebebiyle kurtulması kanaatimce icab etmiş olan kısmıdır yazdıklarım.
Bir zaman Osmanlı sadrâzamlarının Avrupa krallarına “Birâderim” diye hitap ettiği devirler geri gelebilse, kendini madde çarkına kaptıran dünya, beşerî olduğu kadar ilahî de olan bir dünya görüşü, bir hayat felsefesi ile, geniş bir nefes almış olurdu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
San'atını, hünerini, bilgisini, kahramanlıklarını anlatmayı bilmeyen ve sevmeyen Türk, kendinden söz etmekten her zaman çekinmiş, âdetâ utanmış ve övünmemiştir. Onun için de, yapıcı kalmış, kitâbî ve yazıcı olmamıştır. Fakat, memleketine misâfir olarak, seyyah olarak, memur olarak gelmiş yabancılar, onun yapmadığını yapmış ve böylece de Türk seciye, ahlâk ve medeniyeti, çok az da olsa, yazılıp çizilmiştir.
Bir zamanlar Türkler'in temizliğı, muâşeret terbiyesi, teşkîlâtçılığı dillere destan iken, şimdi şu imrendiğimiz İsviçre'de, derebeyleri biribirlerini yemeğe dâvet ederlerken:"Kemikleri yalayıp arkaya fırlatmak yok. Tabağı kaldırıp altına tükürmek yok. Ağzını yenine silmek yok." diyecek kadar misâfirlerine bile iptidâî ihtarlarda bulunmak zorunda kalıyorlardı.
Meselâ, Brandebourg Prensi'nin 1624 senesinde dâvetlilerine çıkardığı buyrultu, bütün bu riâyet edilmesi gereken hususları hâvî bulunuyordu.
Sevgi ve îmandan gayrı hiç bir kuvvetin söndüremediği insan kîni, dünya dünya olalı beri türlü şekil ve sûretlerde zulüm ve vahşeti kendine zevk eylemiş.
İnsanın karakter ve vatan sevgisi duygularını inkişaf ettirmekte, ataları tarafından yapılmış kahramanca işlerin ilhamkâr anlatılışından daha kuvvetli bir şey olamaz." demiştir.