Osman Gazi Hân için, gün ve mesele, bir tek istekten ibarettir ve bu da, Bursa'da, gümüş kubbenin altında son uykusuna yatmaktır, haşre orada uyanmaktır. Sungur'un bu yolculukta sezdiği, sezgiden gelecek, sanki bir tek fazlası, anladığı ve inandığı budur:
Önce İnönü'de konaklıyorlar. Sonra, şafakla, sabah namazını kılar kılmaz yeniden yola koyuluyor ve İtburnu’na varıyorlar. Orada, Ede Balı'nın tekkesine iniyorlar.
Tekke, yıllar ve yıllar önce ilk gelişlerindeki bakımı ve canlılığı bulmuştur. Onları, başta tekkenin şeyhi, Ede Balı'nın oğlu, Alâaddin'in mürşidi, Gazi Hân’ın kayını Mahmud karşılamıştır.
Gazi Hân, musafahânın hemen ardından, Mahmud’a:
- "Sen Sungur kardaşıma bak" diyor.
Ve arkalıksız tahta merdivenden çıkarak, doğruca, ilk gelişinde gecelediği odaya gidiyor.
Gazi Hân, şimdi, Malhun Hatun'u ilk gördüğü pencerenin önündedir. Zümrüd Anka’sını ilk gördüğü bahçeye bakmaktadır.
Ve, Gazi Hân, orada, elinde bakraçla, Malhun Hatun’unu ilk gördüğü gibi görmektedir; kendisi de Zümrüd Anka'sını ilk gördüğü zaman nasılsa öyle olmaktadır.
Gazi Hân, o odada, duvarında Kur'an kesesi asılı.. babası Ertuğrul Beğ Gazi'nin ayakta sabahladığı odada, lâmbalığında Bizans ve Selçuklu sikkeleri bulunan odada geceliyor.
Ve, Gazi Hân, o odada yalnız Malhun Hatun'un ilk görüntülerini değil, Orhan Beğ oğlunun bastıracağı sikkeleri de düşlüyor.