Ama mescidin yanındaki badem ağacının erken açan pembeleri kararıp kavrulmuştu. Osman Beğ Gazi, onu cördü ve Aykut Alp’ı hatırladı. Aykut Alp'ın söylediklerini hatırladı:
- “Aldandılar, yazık."
Hoş sözlü Ak Temür, o zaman,
"Akılsızdır onlar" demiş ve eklemişti:
“İki paralık güneşe aldanıverir, sonra da karda, ayazda kavrulur giderler."
Ama Dursun Fakı’yı görmüş, toparlanmıştı:
- “Aykırı konuştuysam bağışla."
Yoo; aykırılık yoktu sözlerinde. Sadece, bir şeyler düşündürmüştü Dursun Fakı'ya.
"Baharı müjdeler onlar. özlediğimiz baharı..." Çünkü, özlenen baharlar vardır.. soyca, sopça, ümmetçe özlenen baharlar. Ve, onların da müjdecileri, badem ağaçları vardır. Gün döndüğünü en önce onlar duyar, sezer, anlarlar.
Müjdelerler baharı.
Bahar gelmiştir.
Duyan gönüller, gören gözler, düşünen kafalar müjdeyi alır... hazırlanır. Sanki yaylaya göçün hazırlığı başlamıştır.. gecikilmemek için.
Gereğini yapmak, gereğini vaktinde yapmak için.
O müjdecilerin yüzünden ve sâyesinde.
Hava dönebilir. Kış geri dönmüş gibi olabilir. Müjdecileri don vurabilir. Amma müjde şaşmaz; duyanlara, anlayanlara kazandırır.
Ki, bahar gerçekten gelmiştir.
Müjdecilere minnet.. müjdecilere rahmet.
Ve, Dursun Fakı Osman Beğ Gazi'ye.. yok, yok, Osmancığa dönüvermişti:
-“Deden Süleyman Şah’ın ruhuna rahmet, Osmancık.”