Selim Üstüner

Selim Üstüner
@SelimUstuner
Z <3 11.06.2026 Mâzi tarlasının hâsılâtının, mürûr-i zaman süzgecinde un ufak olup nisyân derelerinde inhilâle maruz kalmaktan, ehemmiyeti ve müessiriyeti sebebiyle kurtulması kanaatimce icab etmiş olan kısmıdır yazdıklarım.
Bir Germiyen’lı gelmiş, -“Bu pazarın vergisini bana sat.” demektedir. Osman Gazi Hân şaşırıyor, "Vergi nedir ki?" diye soruyor. Adam, “Pazara ne gelse ben ondan para alırım" diye cevap vermiştir. Osman Gazi Hân büsbütün şaşırıyor: "Senin bu pazara gelenlerden alacağın mı vardır ki, para istersin?" Adam açıklıyor: "Hânım; bu töredir. Bütün memleketlerde vardır ki, pâdişah olanlar alır." Osman Gazi Hân öğrenmek istiyor: "Bunu Tanrı mı buyurdu, yoksa beğler kendileri mi yapmıştır?" "Hânım töredir; beğler komuştur." Cevap Osman Gazi Hân’ı çok öfkelendiriyor; Osmancık'laştırıyor: - “Bir kişinin kazandığı başkasının olur mu? Ben onun malına ne koydum ki, bana akçe ver diyeyim? Bre kişi; var git. Gayri bu sözü bana deme ki, sana ziyanım dokunur."
Sayfa 336
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
- "Hey oğul; sana öğüdüm ve vasiyetimdir; hutbeden sonra kimsenin ve benim dahi, elini öpmeyesin ve Orhan’a dahi öğütleyip vasiyet edesin ki, hânlık kendisine müyesser olursa, kimsenin ve senin dahi, anasının dahi elini öpmeye."
Sayfa 334
Orhan, o gece, babasının istediği gibi o odada yattı; ama rüya görmedi. Alınyazısı, Orhan'a zümrüdanka'sını bambaşka bir şekilde sunacaktı. Buna karşılık, Orhan, babasının kendisine söylemek isteyip de söyleyemediklerini ve sikkenin, sikke bastırmanın anlamını, yatmadan önce, Kumral Abdal'dan dinledi; babasının Kaf Dağı ve zümrüdanka meselelerini Şeyh Ede Balı'ya nasıl söylediğini öğrendi. Önemsedi, çarpıcı buldu; hattâ, bununla değişir gibi olduğunu sezdi. Bu kavramlar hep kafasında kaldı.
Sayfa 295
Ben derim ki, kardaşlarım, Rum'a her şey satalım; pazara halımızı; kilimimizi, yağımızı, balımızı, velhâsıl, ektiğimizi, biçtiğimizi, yaptığımızı, ürettiğimizi götürelim; amma Rum'a aygır satmayalım, koç satmayalım, tezgâh satmayalım. Yün satalım, boyalı iplik satalım, boya satmayalım, tohum satmayalım." Sonra, anayurttan getirdikleri atların, koyunların ve üretim araçlarının üstünlüklerini, buna karşılık Bizanslılardakilerin yozlaşmışlıklarını, verimsizliklerini anlattı. Beğlerin aklı yatmıştı. Osman Beğ bunu görünce; - “Yayın bunları derim; herkese söyleyin; pazarcılarınıza buyurun" dedi; “Benim atım, benim kılıcım bana karşı gelmesin."
Sayfa 240
Bahar’ın -erken gelip- telef olan müjdecileri...
Ama mescidin yanındaki badem ağacının erken açan pembeleri kararıp kavrulmuştu. Osman Beğ Gazi, onu cördü ve Aykut Alp’ı hatırladı. Aykut Alp'ın söylediklerini hatırladı: - “Aldandılar, yazık." Hoş sözlü Ak Temür, o zaman, "Akılsızdır onlar" demiş ve eklemişti: “İki paralık güneşe aldanıverir, sonra da karda, ayazda kavrulur giderler." Ama Dursun Fakı’yı görmüş, toparlanmıştı: - “Aykırı konuştuysam bağışla." Yoo; aykırılık yoktu sözlerinde. Sadece, bir şeyler düşündürmüştü Dursun Fakı'ya. "Baharı müjdeler onlar. özlediğimiz baharı..." Çünkü, özlenen baharlar vardır.. soyca, sopça, ümmetçe özlenen baharlar. Ve, onların da müjdecileri, badem ağaçları vardır. Gün döndüğünü en önce onlar duyar, sezer, anlarlar. Müjdelerler baharı. Bahar gelmiştir. Duyan gönüller, gören gözler, düşünen kafalar müjdeyi alır... hazırlanır. Sanki yaylaya göçün hazırlığı başlamıştır.. gecikilmemek için. Gereğini yapmak, gereğini vaktinde yapmak için. O müjdecilerin yüzünden ve sâyesinde. Hava dönebilir. Kış geri dönmüş gibi olabilir. Müjdecileri don vurabilir. Amma müjde şaşmaz; duyanlara, anlayanlara kazandırır. Ki, bahar gerçekten gelmiştir. Müjdecilere minnet.. müjdecilere rahmet. Ve, Dursun Fakı Osman Beğ Gazi'ye.. yok, yok, Osmancığa dönüvermişti: -“Deden Süleyman Şah’ın ruhuna rahmet, Osmancık.”
Sayfa 235