Sungur Bursa önlerinde savaşamamanın acısıyla mutsuzdur; aksi, hattâ nemrut bir adam olup çıkmıştır. Önüne gelene bağırıp çağırmakta, gönüller bile kırmaktadır. Bir gün, Gazi Hân ona, bir yaz başlangici irmağının kıyısında,
“Hey benim kocamış yiğidim" diyor; “Eyiden olmak yiğidi kötü mü ede? Eyiyi yapamayan kötü mü ede? Bakarım, vara yoğa sancılanır, hiç hoşnud olmaz, hoşluk kırarsın. Bu hallerin nedendir, ben bilirim. Sen Bursa önlerinde olmak dilersin ve dahi olamayışına yanarsın. Kurtar gönlünü bu sızıdan. Sonu gelmez."
"Bak bana" diyor, göz göze geldikleri zaman da ekliyor; “sen Koyulhisar'a, Yarhisar'a, İnegöl'e ve Aydos'a ve Bilecik kalesine ılgar ederken, Ertuğrul Beğ Gazi'nin ulu yoldaşları Söğüt'de sancılanır mı olaydı? El açar dua ederlerdi. Söğüt'e hoşluklar serperlerdi. Bize güç, atlarımıza hız olurlardı.
Ve, Gazi Hân, yoldaşının büsbütün utandığını görünce, daha da yumuşayan sesiyle, daha dostça anlatıyor:
O sızının sonu yoktur; çünkü Bursa'nın öteleri vardır. Ve, bugün Bursa önlerinde olanlar, yarın kendi durumlarında olacaktır; Bursa ötelerine gidemeyeceklerdir; oğulları gidecektir: Ve bütün çocuklar için, kendilerinin gidemeyeceği, kendilerinden sonra gelenlerin gidebileceği öteler olacaktır.
Ve, onlara kalacak yiğitlik de bunun idrâkidir, kabulüdür.
Ve ululuğu bu yiğitlik yapmaktadır.
Ve, en değerli olan şey, ötelere yol açmak, yön vermektir.
Ve, ötelere giden yollarda, daha sonra gelenlerin yol sürmelerini sağlayacak bir konak kurabilmektir.
Gazi Hân son olarak, koca yoldaşına,
"Hey Sungur" diyor; "Biz bunu yaptık. Gönül rahatlığı dururken yerinmek ve sancılanmak neye?"