Z <3 11.06.2026
Mâzi tarlasının hâsılâtının, mürûr-i zaman süzgecinde un ufak olup nisyân derelerinde inhilâle maruz kalmaktan, ehemmiyeti ve müessiriyeti sebebiyle kurtulması kanaatimce icab etmiş olan kısmıdır yazdıklarım.
Berber, mahpusun sakalını sabunlarken, içini çekerek yakınır gibi konuşmaya başladı:
"Başa gelen çekilir! Erkek kısmının başına iş gelir. Bizde "Olmuş işin kötüsü olmaz,' derler. Olmasa iyiydi ama, olmuş birkere... Dert veren koca Tanrı, dermanını da er geç verir.
Derdi dağlar taşıyamamış biz insan milleti arsız olduğumuz dan, vızır vızır taşımışız. Koca Tanrı, en kötü kulundan bir vakit geçmez. Bunlar hep bizi denemek için...
"Ey kulum!" buyurmuş, “sen azarsan, ben seni namert eline bırakıp terbiye ederim.' İttihatçıların eline geçmedik mi?
'Ey kulum," buyurmuş, “gene terbiye olmazsan, ben seni açlıkla terbiye ederim.' Seferberlikteki açlık işte bu açlık... Lakin biz gene Bana mısın?' demedik.
'Ey kulum, yola gelmezsen, seni bu sefer gâvur ayağı altında koyarım!' İşte düşman ayağı altındayız. Moskof'u Yeşilköy'den çeviren koca Tanrı, İngiliz'i dünyanın bir ucundan tutup getirdi. Şimdi gene terbiye olmadık mı, yazık. Geri bir ırz, namus meselesi kaldı.
Neden sonra, toprak altından gelen deprem homurtularını andırır bir ses başladı. Bu, barsak gurultusu ile balgamlı gırtlak hırıltısını bir arada hatırlatan iğrenç, pis, yapışkan bir sesti. Nihayet, salyalarla karmakarışık dışarıya uğradı. Sanki yalnız bu odayı değil, bütün gökyüzünü kapladı.